‘yolcu’ etiketi

Han Duvarları

“On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben”

Cumhuriyet’imizin kuruluşuyla aynı dönemde yazılmış bu unutulmayan şiir, soğuk bir mart ayında, Anadolu’da “yaylı” denen at arabasıyla  yapılan bir yolculuğun hikayesidir.   Kurtuluş Savaşı sonrası Anadolu insanının uğrak yeri olmuş hanları, ayrılıkları ve yolculuk hislerini tasvir eder. Konaklayan yolcuların arasında kimisi cephede savaşmak için bıraktığı köyüne dönüş yolunda handa durak yapmış, kimi özlediğine kavuşmak için yolda, kimi gurbette duyduğu yalnızlık acısına dermanı kandili yanan sıcak bir odada bulmuş, anlatmış han duvarlarına derdini, yazmış duvara birkaç mısra, gelen okumuş giden okumuş, han duvarlarına yazılan mısraların anısı paylaşılmış gönüllerde, kimi de handan gelip geçen bir garip yolcu olmuş işte …

….

Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık

Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.

Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler…

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor…

Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
“Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben”

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

….

Faruk Nafiz Çamlıbel

Şiirin tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://www.siir.gen.tr/siir/f/faruk_nafiz_camlibel/han_duvarlari.htm

 

 

Çoban Çeşmesi

21628567

Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.

“Göynünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”

O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

Ne şair yas döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude cağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…

Faruk Nafiz Çamlıbel

19 Aralık, 2016

Genç Adam, Sufi ve Şeytanın Şikayeti

9ecf9116c612bf66f17efd6cdb7932fa-copy

Gafil bir genç adam, çilehanedeki sufinin huzuruna vardı ve hayli kızmış, hayli umutsuz bir halde Şeytan’dan şikayette bulundu:  “Şeytan, hırsız ve eşkiyanın ta kendisi, soydu beni, mahvetti, inancımı çaldı.”

Sufi ona şu cevabı verdi: “Genç adam, şeytan da az önce buraya şikayete geldi –sendin şikayeti” der sufi, “işittim şeytanı şunları söylerken”:

“ Dünyanın tümü benim mülkümdür. Tanrı’nın kutsal yoluna yeni girmiş olan bu yolcuya söyle, ellerini benim mülkümden çeksin. Onunla uğraşıp yakasını bırakmıyorsam, elini benim işime soktuğu içindir. Eğer benim mülkümden çekilirse, o zaman benim de onunla hiç uğraşım olmaz ve bırakırım kendi haline. ”

 

Attar, Farid ud-Din. Conference of the Birds. Penguin Classics, 1984. Çevirenler: Dick Davis & Afkham Darbandi. Türkçesi: Kuşların Konferansı: 2035-2052