‘psikoloji’ etiketi

Merhamet ve Mutluluğun Kaynakları

 

Bir süredir aklıma takılan bir soru var: İnsanlar doğuştan merhametli ya da merhametsiz olarak mı gelirler dünyaya? Yoksa bu erdemler sonradan da öğrenilebilir mi? Başkasında merhametin varlığını hemen gözlemlesem de kendimde bulunan merhametin derecesini, duruma göre ne kadar değiştiğini tam tespit edebilmem zor. Çevremde merhamet sahibi olanlarda gördüğüm bir diğer özellik de önyargıdan bağımsız ve yardımsever oldukları. Örneğin bir arkadaşım öyle ki ne zaman zorda bir insan veya hayvan görse, acısını hafifletmek için hemen harekete geçer. Oysa bir başkası aynı tepkiyi göstermeyebilir. Tembellik, söz konusu kişiye sempati duymamak, kendi geçmiş hikayesinin gölgesiyle veya kendi derdi arasında başkasının acısını hafifletecek bir şey yapmak istemeyebilir, hatta bazen farkına bile varmayabilir. İşte sorularım bununla ilgili:

—Gösterilen merhametteki farklılıklar nereden gelir?
—Genetik kodlamada bulunan merhamet miktarı yüreği katı ya da yumuşak mı yapar?
—Merhamet göstermeyi deneyimleyerek öğrenebilir miyiz?
—Yetiştirilme tarzı insanın büyüyünce ne kadar merhametli bir yetişkin olacağını öngörebilir           mi?

Bu sorular bilim insanları, filozoflar ve bilgeler tarafından her yerde ve her çağda sorulmuş, araştırılmış. Verdikleri ortak cevap ise: Merhamet sahibi olmak insanı insan yapan bir erdemdir. “İnsan olmak” –söylemesi kolay, ama dahası var. Araştırmalara göre merhametli olmak hem insan olmaya hem de mutlu insan olmaya yol açıyor.

Nörobilim bulguları şöyle diyor:

Birisini acı çekerken görüp onun derdini hafifletmeye çalıştığımız zaman ödül olarak beynimiz mutluluk veren oksitosin üretiyor. Tıpkı bir arzumuz tatmin olup da zevk duyduğumuz zaman beynimizde ışıklanıp yanan bölgeler yanıyor. Yani nöronların hareketine bakıldığında, birinin derdine iyilik etmeye çalışınca ve bir konuda zevkimizi tatmin edince elde ettiğimiz ödül aynı oluyor.

Bilge ve psikolog görüşleri benzer:

Dünyayı farklı bir yerden görebilirsek, olumsuz görünen bir olayda bile olumlu bir taraf bulursak o zaman o olayın tüm gerçeğini yakalayabiliriz. Bu bakış açısı bizi, hemcinslerimize ve diğer yaratıklara karşı algımızı daha açık ve merhametli kılar.

Başlangıçta ufak hareketlerle içimizde merhameti işleyip geliştirebiliriz. Bu öncelikle öz değerimizi arttırır. Devamında da bir şeylere etki edebilecek ve değiştirebilecek kapasitemiz olduğuna dair inancımızı kuvvetlendirir. İçimizde merhameti nasıl işleyebileceğimize dair bu konudaki çalışmalarıyla tanınmış Karen Armstrong şöyle diyor: Merhamet deneyimle pratikle kazanılır – aynı dans etmek gibi. “Dikkatle ve azimle her gün azar azar çalışarak çoğaltılır.” Duygusal zekâ kitaplarıyla tanınmış Daniel Goleman’ a göre: “Merhamet sadece başkasının acısını hissetmek değil onu hafifletmek için harekete de geçmek demektir.”

Merhametli çocuklar yetiştirmeye gelince:

Yıllara yayılan çalışmalarda, çocuklarıyla ilişkilerinde tek tek deneylerden genel yargılara ulaştıran tümevarım ve akıl yürütme tekniklerini kullanan ebeveynlerin çocuklarının daha yardımsever ve merhametli oldukları bulunmuş (Eisenberg et al.). En etkili yöntemlerden birisi de anne babanın hareket ve davranışları ile örnek olmaları.  Ana-babası merhametli olan çocukların kendilerinin de diğer çocuklara oranla ciddi farkla merhametli oldukları bulunmuş.

Sosyal (prosocial) ve anti sosyal tutumları araştıran Batson’a göre merhamet duymak ve merhametle harekete geçmek arasında fark var.

Dertli insanlarla karşılaşınca genellikle onların derdini gözümüzde canlandırabiliriz. Diğerinin gözünden görebilmek –bu büyük bir aşamadır.  Sadece insan olma yolunda varılan bir aşamadan öte, ahlaki tutum ve sosyal kontratı sağlama kabiliyetimizi de belirler. Bir diğerinin ne hissettiğini umursamak, onun iyiliğine dokunacak girişimde bulunmak, hatta kendi çıkarımıza ters geldiği durumlarda dahi merhamet, egoist eğilimlerimizi aşmaya ve yardımsever olmaya bizi teşvik eder.

Merhamet duyulan bir kişi kendi de bir diğerine merhamet duyar ve gitgide yayılarak çoğalır merhamet. Çoğaldıkça bulunduğu çevredeki insanları etkiler ve bireyler gerçek insan olma yolunda ilerlerler.

Bu sonuçlara göre, eğer her gün bir insanın hayatına dokunacak kabiliyetimiz var ise bu, bunu yapar mıydık?

Siz ne düşünürsünüz?

 

Duygu Bruce
18 Kasım 2018

Referanslar:

Batson, D. et al. (1981). Is empathic emotion a source of altruistic motivation? Journal of Personality and Social Psychology, (4)2, 290-302.
Eisenberg, N. et al. 2014. The development of prosocial moral reasoning and a prosocial orientation in young adulthood: Concurrent and longitudinal correlates.  Developmental Psychology, 50(1), 58-70. http://dx.doi.org/10.1037/a0032990

İnsanın 5 Temel Duygusu ve Bedendeki Yerleri

İnsanın iç veya dış uyaranlar karşısında hissettiği duygular yaşama adaptasyonu ve devamlılığını sağlayan psikolojik ve fizyolojik tepkiler olarak tanımlanır. Evrenseldir ve varlığı gereklidir.

Bu temel duyguların eksik ve aşırı olması durumunda ise dengeden uzaklaşıldığı oranda işlevsel bozukluk belirtileri kendini göstermeye başlar. Eksiklik veya aşırılığın dozuna ve süresine göre ilgili hastalıkları tetikleyebilir.

Çeşitli duygusal deneyimlerinde insan tepkilerine ve içine bakarak ne hissettiğinin farkında olursa fiziksel, psikolojik ve ruhsal olarak kendini daha iyi tanımlayabilir. Kendini tanıdıkça tepkilerini kontrol etmeyi, aşırıya kaçan duygularını yatıştırmayı veya eksik hissedilenleri tamamlamayı düşünebilir. İnsan her iniş çıkışta dengeyi tekrar kurmak için çabaladıkça aslında öz denetimi üzerinde çalışmış olur. Böylece hem psikolojik hem ruhsal olarak gelişimini sürdürür. Fiziksel sağlığını da korumuş olur.

Duyguların ifadesi ile ilgili olarak seyrettiğim en hoş filmlerden biri Inside Out –ailesinin taşınma kararıyla şehir değiştiren 11 yaşındaki bir kızın duyguları ve nasıl başa çıkabildiği ile ilgili gerçekçi temsillerle dolu bir film.

https://www.youtube.com/watch?v=_MC3XuMvsDI

 

Duygu Bruce

12 Haziran 2017

Resim: Danny McBride

İnsanın 6 İhtiyacı

Anthony Robbins, izleyicisi bol motivasyon konuşmalarından birinde insanın temel 6 ihtiyacını şöyle sıralar:

  1. Belirlilik : emniyet, rahatlık, düzen, istikrar, kontrol
  2. Çeşitlilik : Farklı ortamlar, eğlence ve hobiler, geliştirici aktiviteler, hevesle yapılan yenilikler
  3. Anlam: Kendi önemini bilmek, doğrulanmak, işe yaramak, hayatına anlam biçmek
  4. Sevgi ve bağlanmak : Bağlanmak ve yakınlık, anlaşılmak, sevmek, sevilmek, sosyallik
  5. Gelişim: Fiziksel, duygusal, zihinsel ve manevi (spiritüel) anlamda büyümek, gelişmek
  6. Katkıda bulanmak: Önemsemek, vermek ve kendinden öteye iyilik ve hizmette bulunmak

Maslow’un Piramidi:

Maslow’un kolay anlaşılır piramidi (1943) de bu 6 maddeyi içerir. Psikolojide hala kullanılır.  İnsanın ve toplumların  hangi aşamada bulunduğunu kolayca bir bakışta gösteriverir. Evrenseldir, insan tabiatını iyi açıklar. Modası geçmez.

Mistik Görüşe Göre:

 Âdem’in Âdemliği, akıl, hayâ ve ilim iledir. Hacı Bektaş Veli

Mistik görüşe göre ise insan tabiatında bulunan beşeri ruh insanı, yaşamın türlü hallerinde devam etmesini sağlayan bir yaşama içgüdüsüyle hayatta tutar. Diğer kutupta bulunan insanın manevi ruhu ise ebedidir. Beşeri hayattan ve bedenin ölümünden sonra öbür dünyada yaşamın devam ettiği görüşünde olan mistik kişiye göre insan, bu dünyada yukarıda sayılan ihtiyaç maddelerine göre yaşar. Ruhun ait olduğu öbür dünya ise insanın, bu dünyada yaşarken ektiklerinin biçildiği ve hasadın yapıldığı bir yerdir. İnsan dünyevi yaşamında ne kadar çok manevi azık biriktirirse öbür dünyadaki mutluluğu, neşesi ve makamı o kadar üstün olur.

Manevi azığı biriktirmek ise Maslow’un piramidinin daha çok orta bölümlerinde başlar. Çünkü herşeyin temelinin “sevgi” olduğuna inanan mistik için sevgi olmadan hiçbir iş olmaz.  İnsan yaşantısında yaptıklarıyla azık biriktirmeye başladıkça bir üst düzeye doğru ilerlemek ister. Bir üst aşama olan “kendini gerçekleştirmek” için ön koşul kendini tanımak, hayata geliş amacını anlamak, yarar sağlamak, kendi merkezinin dışına çıkıp insanlık için hizmette bulunmakla olur. Ancak o zaman insan, beşerden yükselip insan olur.

“İnsan mumun yalımı gibidir, yanarak hep yukarı doğru erişmek ve yükselmek ister.”

 Duygu Bruce

22 Mayıs, 2017