‘Musa’ etiketi

Dağlar ile Taşlar ile

Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlâm seni

Seherlerde kuşlar ile, çağırayım Mevlâm seni

Sular dibinde mâhi ile, sahralarda ahû ile

Aptal olup, “Ya Hû” ile, çağırayım Mevlâm seni

Gökyüzünde İsa ile, Tûr dağında Musa ile

Elimde asâ ile, çağırayım Mevlâm seni

Derdi öküş Eyyup ile, gözü yaşlı Yakup ile

Ol Muhammed mahbub ile çağırayım Mevlâm seni

Harm ü şükrullah ile, vasf-ı Kulhüvallah ile

Daima zikrullah ile, çağırayım Mevlâm seni

Bilmişim dünya halini, terk ettim lıyl ü kalini

Baş açık, ayak yalın, çağırayım Mevlâm seni

Yunus okur diller ile, ol kumru bülbüller ile

Hakkı seven kullar ile, çağırayım Mevlâm seni

 

Yunus Emre

Yunus Emre Divanı : 22, Burhan Toprak, İstanbul: İnkilâp ve Aka Basımevi, 1982.

2 Ocak 2017

Hz Musa ve Çobanın Hikayesi

sinan-c%cc%a7ag%cc%86layan-yazla-ko%cc%88yu%cc%88

Rumi’nin Mesnevi’sinden bir hikaye…

Musa yolda giderken bir çobanın duasını duyar:

“Allahım nerdesin? Sana hizmet etmek istiyorum, ayakkabılarını bağlamak, saçını taramak istiyorum. Kıyafetlerini yıkamak, bitini temizlemek istiyorum. Sana süt getirmek ve yatağına gitmeden önce ellerini, ayaklarını öpmek istiyorum. Odanı süpürmek toplamak istiyorum. Tüm keçilerim ve koyunlarım senin olsun. Seni yad ederken tek haykırdığım söz ….

Musa dayanamayıp sorar: “Sen kiminle konuşuyorsun?”

“Bizi yaratan, dünyayı yaratan ve gökyüzünü yaratanla” diye cevaplar çoban.

Musa kızar: “Tanrı’yla ayakkabı, kıyafet hakkında konuşmasana! Ya elleri, ayakları hakkında dediklerin, sanki amcanla konuşur gibi… Bilmiyor musun ki sadece gelişmekte olan şey süte ihtiyaç duyar. Sadece ayakları olanın ayakkabıları vardır. Tanrı’nın değil!” Bu sözleri işiten çoban üzüntüden üstünü başını hırpalar, çöllere düşer.

Yoluna devam eden Musa ise şu sözleri işitir:

“Ey Musa ne yaptın, benden olanı benden ayırdın?

Sen ayırmaya mı geldin, buluşturmaya mı?

Biz herkese, kendine has bakış, biliş ve söyleyiş verdik.

Çoban bize yakındı, razıydık ondan.Sana yanlış gelen onun için doğrudur.

Birine zehir olan diğerine baldır.

İbadetin şekli, beni yüceltmez.

İbadete değil, ibadet edene bakarım.

Söze değil, içine bakarım.

İbadet edenin, alçakgönüllü oluşuna bakarım.

Yanmaya bakarım.

Söze, görünüşe davranışa bakan bir tür,

Aşk ile yananlar ise başka bir türdür.

Aşıkları azarlama.

Onun sarfettiği sözün “yanlış”ı diğerlerinin yüz “doğru”suna bedeldir.

Kabe’nin içindeyken, secaddeyi ne yöne çevirdiğinin hiç önemi yoktur.

Okyanusa dalan karakış potinine ihtiyaç duymaz.

Aşk dininin kaidesi, mezhebi yoktur.

Varolan Tek O’dur…”

Musa arar sorar dertli çobanı bulur ve bağışlamasını diler: “Gönlünce yap duanı. Kıymeti olan da buymuş. Mevla için samimiyet ve alçakgönül herşeyden evlaymış..”

15 Eylül, 2016

Fotoğraf: Sinan Çağlayan

İki Denizin Birleştiği Yerde Olacakların Masalı


Anlatılan masallardan gerçek dünya yaratılır.

İki denizin kavuştuğu yerde Musa ile onun gizemli yoldaşı Hızır buluşurlar. Hızır’ın bastığı yer yeşerdiği için bu adla anılır, yolcuların koruyucu velisidir, abıhayattan içmiş bir ölümsüzdür ve her zaman dünya üzerinde yaşadığına inanılan ilahi kişiliktir. Tanrı kendi bilgisinden ona vermiştir.

Musa, Hızır’ın yanısıra gitmeyi ve ondan bu bilgiyi kendisine de öğretmesini ister. Hızır, “Buna dayanamazsın” der. Musa ısrar edince, Hızır bir koşulla kabul eder: “Ben sana açıklamadıkça göreceğin şeyleri sorma” diyerek söz alır Musa’dan. Yola düşerler; bir gemiye binerler; gemi sahibi bunladan para pul istemez. Hızır, gemi yol alırken gemiyi delmeye koyulur. Musa: “Neden deliyorsun gemiyi, içindekiler boğulacak” deyince Hızır, Musa’nın kendisine vermiş olduğu sözü hatırlatır. Bunun üzerine Musa susar.

Varacakları yere gelince gemiden çıkarlar. Hızır, yolda oynayan çocuklardan birini tutar, öldürür. Musa: “Kimseyi öldürmemiş, hatta ergenlik çağına bile gelmemiş bu çocuğa niye kıydın?” diye sorar.

Hızır: “Sana, benimle yola çıkmadan önce göreceklerine dayanamazsın demiştim” cevabına karşılık Musa tekrar af dileyerek susar.

Sonra bir köye varırlar; köylülerden yiyecek içecek isterler; köylüler vermez. Giderlerken Hızır, yıkılmak üzere olan bir duvarı eliyle sıvazlar, düzeltir. Musa: “Bunu parayla yapsaydın da birşey alıp yeseydik” deyince Hızır: “Artık ayrılık vakti geldi” der; “Ancak yaptığım şeylerin hikmetini anlatayım sana”:

İlerde zalim bir padişah var; yeni, kusursuz gemileri zaptediyor. Gemiyi zaptetmesin diye deldim. O çocuk yaşasaydı, kâfir ve azgın olacaktı; anası babası temiz inançlıydı. Onu öldürdüm, suçtan kurtardım. Allah, o ana babaya hayırlı bir evlat verecek. Duvar, iki yetim oğlanın bahçe duvarıydı; babaları temiz bir kişiydi. Duvarın dibine onlar için para gömmüştü. Duvar yıkılsaydı paralar meydana çıkacaktı, çocukların hakları eller eline geçecekti; duvarı bunun için düzelttim.

“Masal bir ölçeğe benzer; mana ise içindeki buğdaydadır.
Akıllı kişi mana buğdayını alır da ölçeğe bakmaz.”
der Rumi ve hikaye devam eder…

Mesnevi Tecümesi ve Şerhi, I-II. Cilt. 1990. Abdülbaki Gölpınarlı, Inkilap Kitapevi, 3. Baskı. S.49. (Kuran 18: 60-82)

Söz: Alberto Manguel

4 Nisan, 2016