‘ateş’ etiketi

Kaf Dağı’ndan Bir Bahar Masalı

sumbul

Bundan 4000 yıl önce Babil’de Zahhak adında çok zalim bir kral yaşarmış. Yarı şeytan yarı tiran olan Kral, ilkbaharın gelmesini engellermiş ve her iki omzunda doymak bilmeyen birer yılan otururmuş. Derken kralın beyninde çaresiz bir hastalık başgöstermiş. Acılar içinde yatarken, zehirli yarasına tek çarenin genç çocukların beyni olduğuna inanmış ve ülkede genç çocuk katliamı başlamış. Hergün kral uğruna gençler birer birer öldürülmek üzere saraya götürülürken, halk çaresiz ve güçsüz düşmüş.

Bu zulme artık dayanamayan bir demircinin geriye kalan son ve en küçük oğlu, birkaç arkadaşıyla birleşerek gizlice demirden silahlar yapmaya başlamışlar. İçlerinden iki tanesi, kralın sarayına aşçı olarak girmeyi başarmışlar. Sarayın zindanında ölümü bekleyen diğer gençleri kurtarmak için mutfağa, gençlerin beyinleri yerine koyun beyinlerini bırakmışlar ve saraydan kaçmışlar.

Demirden yaptıkları silahlarını alan gençler, tepelerde yaktıkları ateşlerle haberleşerek toplanmış ve 20 Mart günü zalim kralı öldürmüşler. Bunun üzerine yıllardan sonra yeniden ülkeye bahar gelmiş, herşey neşeyle yeşillenmiş, tomurcuklanmış. Tüm tepelerde özgürlüğü ve baharı kutlamak için ateşler yakılmış, sofralar kurulmuş, halk müzikler eşliğinde dansederek yeni baharla gelen özgürlüklerini kutlamışlar. Ülkeye çöken karanlık, gençlerin cesur gayretleri sonucu gelen baharla aydınlanmış.

Yeni yılın ilk günü ve baharın başlangıcı olarak kabul edilen Nevruz, ilkçağlardan beri Mezopotamya’da kutlanmaktaymış. Zerdüşt ve Perslerin yaşantılarında, maddi ve manevi temizliğin, canlanmanın, tazelenen neşelerin ve yeni başlangıçların zamanı olarak kabul edilmiş, günümüze kadar gelmiş. Nevruz günü, o yıl için bereketi, baharı, sağlığı, arınmayı temsil eden buğday çimi, sümbül çiçeği, ayna, sirke, iğde gibi sembollerle sofrayı süslemek, coşkulu müziklerle dansetmek, Hafız’ın falına bakmak hala daha günün önemli birer parçası.

Neşeli, sağlıklı, aydınlık bir bahar dilekleriyle…

Duygu Bruce

20 Mart 2016

Hikaye: Şahname, Firdevsi

 

Pervane’nin Hikayesi

Akşamın birinde pervaneler toplanmış, mumun ışığını nasıl bulacaklarını tartışıyorlardı.
İçlerinden biri dedi ki:

“Hepimiz birden gitmeyelim; birimiz gidip mumu bulsun, sonra dönüp bize haber versin.”

Pervanelerden biri yola çıktı; uzakta bir köşkün içinde yanan bir mum ışığı gördü. Döndü geri geldi ve anladığı kadarıyla mumu anlatmaya çalıştı. (daha&helliip;)