“Belli dost bellisiz işlerde belli olur.”

  Certus incertus cerni.

Lise yıllarında, zaman zaman hepimizin yaptığı bir hesap vardı: arkadaşlarımızı gözden geçirir, kaç tanesini gelip geçen hercai arkadaş, kaçının durumsal ya da biraz daha kalıcı arkadaş olduğunu; kaç tanesini ise gerçek dost olarak kenara ayırabileceğimizi inceden inceye hesaplardık. Bu hesapları karşılaştırdığımızda görürdük ki dost olarak kabul ettiklerimiz bir ya da iki kişiyi geçmezdi. Bazen de yaşanan bir hayal kırıklığı sonucunda dünya üzerinde gerçek dostluk var mıdır, tarifi nasıldır diye sorgulayıp, net bir cevap bulamadan soruyu beklemeye alır; sonrasında ise elde var bir, kalan bir hesapları ile sağlama yeniden yapılır, dostluk yüce tutulur ve en azından bağlardan biri korunurdu. Hepimizin hayatında, ilk gençlik hatta çocukluk yıllarından ileriki yaşlara kadar koruyup sürdürdüğü ya da sonradan edindiği dostlukları vardır mutlaka.  İnsan, yaradılış gereği sosyal bir varlık olduğundan hemcinsleriyle bağ kurmaya göre programlanmışken, bu bağın “dostluk” olması için neye ihtiyacı var sorusuna cevap olarak güven, samimiyet ve sevgi en başta gelen evrensel niteliklerden bazıları. Yeterli mi? Siz en başa neleri koyardınız?

Cicero, dostluk üzerine yazdığı De Amicitia adlı eserinde bu sorulara, düşünülmüş, denenmiş, ve gerçekçi bazı cevaplar verir:[i]

Dostluğun karşılıklı yakınlığında kendini dinlendirmeyen insan için hayat hayat mıdır! Karşında kendinle konuşuyormuş gibi herşeyi söylemeye cesaret edebileceğin birini bulmaktan daha tatlı ne var? Dostluk parlak bir umut ışığıdır; ruhu güçsüzlüğe düşmekten, kendini koyuvermekten alıkoyar. Çünkü gerçek dosta bakan insan, orada kendi örneğini görür. Bu yüzden uzaktaki dostlar yanımızdadır. Gözlerini nereye çevirsen onu orada hazır bulursun.

Dostluğu doğuranın da sürdürenin de erdem olduğuna inanır Cicero. Bu erdemin ışığını gördüğümüz; tutumuyla, yaradılışıyla uyuştuğumuz insanı bulunca bizde bir tür sevgi uyanır ve bir çekim başlar. İyi günde bizimle sevinir, mutluluğumuz artar, karanlık günde ise bizim için üzülen birinin olduğunu bilmek içimize ferahlıkla karışık bir katlanma gücü verir. Cicero, kimi zenginlik, kimi para, mevki, güç, kimi de zevkleri üstün tutan sayısız insan toplulukları içinde dostluğun dar bir alana sığındığını, ancak birkaç kişinin tam bir şefkat ve sadakatle birbirine bağlı olabileceğini düşünür.

Sufi mistikler de dostluk hakkında: Dünyada ve evrende duran ve kımıldayan her şeyin dostlukla birleştiğini, buna karşılık egodan gelen kibir ve çıkara dayalı anlaşmazlıklarla da ayrıldığını söylerler. Dostluk sevgisi ve sadakatin temeli, karşılık beklemeden yapılan iyiliğe dayanır. Muhabbet de işte bu sevgi, şefkat ve sadakatin birleşmesiyle yaşanan, tarifi zor ama bir o kadar da zengin bir gönül halidir. Mistikler, her şeyin temelinde dosta yardım etmeye hazır bir muhabbetin var olduğunu bilir ve bu kökün çürümesi halinde dünyada, evrende hiçbir şeyin ayakta duramayacağına inanırlar.

Dost sevgisi nereye kadar gitmelidir?

Erdem ve dostluğu ayırmayan Cicero şöyle cevaplar:

Dostlardan doğru olmayan bir şeyi, örneğin bir şehvete aracı olmak ya da bir haksızlık yapmak için yardım etmeleri istendiği zaman çok kez anlaşmazlıklar çıkar. Dostluk hukukuna uymamakla suçlamalar ve şikayetler başlar. Oysa bir suçu dost uğruna işlemiş olmak o suçun bağışlanması için neden değildir. Dostluğun temeli doğruluk ve sadakate duyulan saygıya dayandığına göre, insan erdemden ayrılırsa dostluk süremez. Dostların her isteğini yerine getirmeyi ve onlardan herşeyi istemeyi doğru iş sayarsak, bundan bir aksaklık, kusur meydana gelmemesi için hepimizin örnek bir bilge olması gerekirdi. Oysa biz günlük hayattaki sıradan kimselerden konuşuyoruz. Herşeyde, dostundan ne istediğini ve onun senden ne istemesine katlanacağını göz önünde tutmalı. Kendinin yapamayacağı birşeyi dostunda arama hatasına düşmemeli.

Dosta, bir çıkar beklemeden yardım arzusuyla hazır bulunmayı kutsal sayar Cicero. Hayatta kendimiz için yapmayacağımız nice işler vardır ki dost uğruna yapıveririz. Razı oluruz. Çünkü dostlukta hoş olan, elde edilecek yarardan çok duyulan muhabbettir. Mistik inanışta hiçbir şey bu muhabbetten daha tatlı değildir; manyetik bir güç gibi insanı, ve onu çevreleyen her şeyi bir arada tutar. Muhabbeti koruyan ve güçlendiren evrensel temel prensip ise kendimiz için istediğimizi başkası için de istemek ve bize yapılmasını istemediğimizi başkasına da yapmamaktır. Bu ilahi prensibin gündelik hayatın ortasında ilişkilerde uygulanması ile beslenen muhabbet, kendini gösterip ışığını parlattığı zaman başka ışığı da cezbeder, ondaki ışıktan da alır. O zaman sevgi ve dostluk tutuşur. İnsan, o zaman gerçekten mutlu olur.

[i] Cicero, Marcus Tullius. M.Ö. 44. Dostluk (Latince Aslı: De Amicitia). Çeviren: Türkan Tunga, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1963.

Yorumlar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.