İnsanın 6 İhtiyacı

Anthony Robbins, izleyicisi bol motivasyon konuşmalarından birinde insanın temel 6 ihtiyacını şöyle sıralar:

  1. Belirlilik : emniyet, rahatlık, düzen, istikrar, kontrol
  2. Çeşitlilik : Farklı ortamlar, eğlence ve hobiler, geliştirici aktiviteler, hevesle yapılan yenilikler
  3. Anlam: Kendi önemini bilmek, doğrulanmak, işe yaramak, hayatına anlam biçmek
  4. Sevgi ve bağlanmak : Bağlanmak ve yakınlık, anlaşılmak, sevmek, sevilmek, sosyallik
  5. Gelişim: Fiziksel, duygusal, zihinsel ve manevi (spiritüel) anlamda büyümek, gelişmek
  6. Katkıda bulanmak: Önemsemek, vermek ve kendinden öteye iyilik ve hizmette bulunmak

Maslow’un Piramidi:

Maslow’un kolay anlaşılır piramidi (1943) de bu 6 maddeyi içerir. Psikolojide hala kullanılır.  İnsanın ve toplumların  hangi aşamada bulunduğunu kolayca bir bakışta gösteriverir. Evrenseldir, insan tabiatını iyi açıklar. Modası geçmez.

Mistik Görüşe Göre:

 Âdem’in Âdemliği, akıl, hayâ ve ilim iledir. Hacı Bektaş Veli

Mistik görüşe göre ise insan tabiatında bulunan beşeri ruh insanı, yaşamın türlü hallerinde devam etmesini sağlayan bir yaşama içgüdüsüyle hayatta tutar. Diğer kutupta bulunan insanın manevi ruhu ise ebedidir. Beşeri hayattan ve bedenin ölümünden sonra öbür dünyada yaşamın devam ettiği görüşünde olan mistik kişiye göre insan, bu dünyada yukarıda sayılan ihtiyaç maddelerine göre yaşar. Ruhun ait olduğu öbür dünya ise insanın, bu dünyada yaşarken ektiklerinin biçildiği ve hasadın yapıldığı bir yerdir. İnsan dünyevi yaşamında ne kadar çok manevi azık biriktirirse öbür dünyadaki mutluluğu, neşesi ve makamı o kadar üstün olur.

Manevi azığı biriktirmek ise Maslow’un piramidinin daha çok orta bölümlerinde başlar. Çünkü herşeyin temelinin “sevgi” olduğuna inanan mistik için sevgi olmadan hiçbir iş olmaz.  İnsan yaşantısında yaptıklarıyla azık biriktirmeye başladıkça bir üst düzeye doğru ilerlemek ister. Bir üst aşama olan “kendini gerçekleştirmek” için ön koşul kendini tanımak, hayata geliş amacını anlamak, yarar sağlamak, kendi merkezinin dışına çıkıp insanlık için hizmette bulunmakla olur. Ancak o zaman insan, beşerden yükselip insan olur.

“İnsan mumun yalımı gibidir, yanarak hep yukarı doğru erişmek ve yükselmek ister.”

 Duygu Bruce

22 Mayıs, 2017

 

Hey Gidi İğde Ağacı Neredesin?

Atatürk’ün küçük bir iğde ağacına gösterdiği ilgi ve sevginin hikayesi, bugün nereden nereye geldiğimiz hakkında ne çok şey söylüyor bize …  Bir ulusun kaderine etki eden kişinin tabiata – çelimli olsa da olmasa da- insana ve toprağa verdiği değeri anlatan anlamlı bir anı.

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan şunları yazıyor:

1937 yılının bahar mevsimi idi. Gazi Orman Çiftliği’ne, Akköprü tarafındaki yoldan gidiyorduk. Çiftliğin o parçası meyve bahçesi haline konulmuş, fidanlar sıra sıra dikilmişti. Şimdi gölgeliği ve bol yeşilliği ile çok güzel olan bu yol boyu, o zamanlar henüz küçük, çelimsiz ağaçların sıralandığı, yaz mevsiminde dahi pek gölgesi olmayan bir yerdi.

Atatürk, bu eski çıplak topraklar üzerindeki, meyve bahçesi haline gelmiş olan bu yerlere neşe ile bakıyordu. Şimdi uzun kavak ağaçlarının bulunduğu yol kenarlarında ameleler çalışıyor ve fidanlar dikiyorlardı. Atatürk birden şoföre,

-‘Dur’ diye bağırdı. Yere indiği vakit orada olanlara:

-‘Burada bir iğde ağacı vardı, o nerede?’ diye sordu. Kimse iğde ağacını bilmiyordu. Çünkü orada çalışanlar, yenilerini dikmekle meşgul idiler.

Atatürk’ün biraz evvelki neşesi kalmamıştı.

Çünkü çiftliğin ilk çorak günlerinin bir yeşillik hatırası yerinden çıkarılmış ve yok olmuştu. Yol boyunca yürüyerek iğde ağacını aradık.

-‘İğde eski ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşayan ve baharda hoş kokularını etrafa saçan, güzel bir ağaçtı’ diyordu.    Çiftlik merkezine gelmiştik. Büyük hamamın yapısı bitmişti. Onu gezerken iğde ağacını yerinden kimin çıkartmış olduğunu da tahkik etmek için, ilgili durumda olanlara sorular sordu. Kimse bu küçücük ağaca ne olduğu hakkında bir haber veremedi.

Atatürk bu önemsiz gibi görünen işten üzüntü duymuştu. Uyarılarda bulundu, emirler verdi, eski ağaçlar da korunacak ve bakılacaktı.

Çünkü o yeşilliğin hasretini, İstiklal Savaşı boyunca çok çekmişti. Çankaya’yı oturmak için seçmesindeki neden, birkaç büyük karakavak ağacının bulunması idi. Onların rüzgârlı günlerdeki hışırtısından daima zevk duyardı.

O gün, çiftlik dönüşü uzun boylu ağaçlardan bahsetti. Tabiatın bu varlığı, insanlara büyük bir kazançtır. Onlardır ki, toprağı verimli kılarlar. İnsan topluluklarının yer seçmelerine rehberlik ederler.

Bunun üzerine tartışma konumuz, şu yola dökülmüştü. ‘Coğrafi yöre mi insanlar üzerine tesir yapar, yoksa insanlar mı o yöreye hâkim olurlar?’

Otomobil gezintilerinde ekseriya bu gibi konuşmalar ve münakaşalar olurdu.

Ben, tarihi örneklere dayanarak diyordum ki, ‘tabiat büsbütün kısır olursa insan kuvveti ona tesir yapamaz.’ Atatürk ise, insan zekâsının her şeye yapabileceğini, tabiata da son derecede hâkim olabileceği kanısındaydı. Nihayet şu neticeyi, kabul ediyorduk:

-‘İnsan bütün tarih boyunca, tabiatın bazen esiri, bazen de hâkimi olmuş ve bu hal insan topluluklarının medeniyette ilerlemeleriyle paralel olarak gelişmiştir.’

1919 yılında Atatürk Ankara’yı pek az ağaçlı bulmuştu. Bu pek az olanlar birer delildi ki, onlar gibileri çoğalabilir ve daha pek çok yetiştirilebilirdi.

O, eski adı Orman Çiftliği olan yerde, orman yetiştirmeyi kendisine ideal edinmişti. Onun için her ağaç eski ve yeni, kıymetli birer varlıktı. Bunların yetiştiğini, büyüdüğünü görmek, bir idealin gerçekleşmesindeki zevki kendisine veriyordu. Gazi Orman Çiftliği, insanların irade ve çalışmalarıyla, tabiatı güzelleştirme ve verimli kılma kuvvetinin bir örneğidir.

Atatürk, son hastalık günlerini, ağaç ve orman hasreti içinde tamamladı. Ormanlık ve yeşillik dağ manzarasını gösteren bir tablo O’na, maddi ıstırapları içinde hayal dahi kurmayı sağlamıştı.

İşte bundan dolayıdır ki, Eskişehir’in Sündiken ve İstanbul’un Alemdağ Ormanları’nda, kendisine nekahat devri için tanzim edilecek ve oturabilecek yerler arandı.

Bu isteğini yerine getirmek nasip olmadı. Çünkü o büyük insanın ömrü, 10 Kasım 1938’de bitmişti.

Atatürk’ün bütün bu isteklerini hatırladıkça O’nun Anıtkabri’nin bol ağaçlarla çevrilmesini ve onlar arasında ebedi uykusunu uyumasını ne kadar gönülden arzu ediyorum.

Ulus Gazetesi, 10.XI.1947

Kaynak: Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara 1981, s. 177–179. Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009

Özgür İrade ve Determinizm Arasında İnsanın Seçimleri ve Kaderi

“Özgür irade ile yaptığım ilk hareket,” der William James, “ona inanmaktır.”

İnsan yaşamında olan bitenin ne kadarı kendi seçimlerinin sonucudur ne kadarı önceden belirlenmiştir? Bu soru ilk çağ Yunan felsefesinden bugüne zihinleri meşgul ediyor. İlk çağda felsefe ve varlıkbilimin araştırdığı cevaplar üzerinde bugün özellikle fizik ve nörobilim dalları çeşit çeşit deneyler yaparak çalışıyorlar. Kullandıkları metotlar ve terimler farklı görünse de benzer soruları sormaktalar. Kısa ve basit olarak özetlersek:

Fizik : Temel sorularından birisi – zaman ve mekan boyutu tek ise insan bu boyutun neresinde ve evren nasıl var oldu? CERN, MIT gibi olağanüstü araştırma merkezlerinde kurdukları mikroevrenlerde sürdürdükleri araştırmalarda atom altı parçacıklarının hareketi, zerreciklerin davranışını önceden belirlemenin mümkün olup olmadığı, deneyi yapan insanın düşüncesinin deneye ve harekete etkisi; aynı anda farklı iki yer ve konumda görünebilmenin koşulları; kelebek etkisi; hologramları ve dolayısıyla başka nesneleri yaratmak; madde olanla madde olmayanı belirlemek gibi sorulara cevaplar aranmakta.

Nörobilim: Temel sorusu –insan bilincinin mahiyeti ve potansiyeli. Beynin gelişimine paralel olarak kurulan nöron yolları ve ağları dışında bulunan bazı bilgi ve hafıza kayıtlarının insanın davranışına, psikolojisine etkisi; tıbben açıklanamayan bazı klinik bulgular; beyin ve beden sınırlarının ötesinde bir bilincin var olup olmadığı ve gözle görünenin dışındaki evren ile insan arasında olup biten etkileşimler; insanın sahip olduğu ama henüz tam keşfedilmemiş güçleri…

Hem fizik alanında hem nöroblimde araştırmalar ikiye ayrılmış durumda:

  1. İnsanın özgür iradesi vardır. Tüm seçenekler insanın önünde açıktır, seçimini yapar ve yaptığı her seçimden doğan sonuçlar insanın bir sonraki hareketini, seçeneklerini ve hayat olaylarını belirler.
  2. İnsanın özgür iradesi yoktur ve hür seçim bir yanılsamadır. Aslında her şey önceden belirlenmiştir. Var oluşa hükmeden determinizm kuralları ile olacaklar baştan bellidir.

Bu iki karşıt görüş kendi hipotezlerine henüz bilimsel olarak 100% kanıt sunmuş değil.

Bu iki kutuba ek bir görüş daha var ki onlar her ne kadar bulduklarını formüllere geçirmemiş olsalar da antik Yunan felsefesinden bugüne konu üzerinde düşünmüş, kendi deneyimleriyle keşifler yapmış, farklı zamanlarda dünyanın farklı yerlerinde yaşamış mistikler ve sufiler. Maneviyatı bir bilim gibi ele almış ve insan ruhu üzerinde derin düşünmüş arifler. Onların içinde akla en yakın gelen görüşlerden birisi de insanın kaderini belirleyen bir “orta yolun kuralı” nın bulunması. Bu kurala göre ne tamamen özgür irade ne de tamamen determinizm –ikisinin arasında yer alan insan, özgür iradesini kullanabilir. Kader levhasına yazılmış olanlar bulunabilir, hatta yazılanların bir kısmı insan iradesinin dışındaki alanda kalabilir ama yine de insan yaşamında yaptıklarıyla, kararlarıyla ve geride bıraktıklarıyla kaderine etki edebilir. Yaşamında, düşüncesinde ve eylemlerinde olumsuzluklar varsa onları bir ölçüde olumluya dönüştürebilir. İnsan olmanın, insan gibi yaşamanın ve her yeni güne yeni umutla başlayabilmenin sırrı da bu orta yolda bir yerde saklı olsa gerek.

 

Duygu Bruce

9 Mayıs, 2017

Müzik, Ritm ve İnsan Beyni Arasındaki Sırlı İlişki

 

Müzik, notalarda değil notalar arasındaki sessizliklerdedir.   —Wolfgang Amadeus Mozart

Beyin görüntüleme ve zihinsel beceri ölçümleri sonucu elde edilen bulgulara göre vurmalı çalgı çalanların zihin haritalarında ciddi farklılıklar ortaya çıkmış. Nörobilim, müzisyen ve müzikologlar, müziğin evrensel kurallarının insan beyni, fiziksel ve psikolojik sağlığı üzerindeki etkilerinin önemi nedeniyle daha çok araştırmalara konu olacağını belirtmişler. Bu araştırmada elde edilen sonuçların özeti:

  • Vurmalı çalgı çalanların farkı: Araştırmaya konu olan bu kişilerin “iyi zamanlama” yapmaları ve odaklanma becerilerinin çalgı çalmayan kişilere göre farklı olduğu.
  • Davulcunun “Huşu” su: Davuldan ya da bendirden yayılan müziğin yol açtığı endorfin bolluğu içinde huşu bulan çalgıcı, kendini duygusal ve fiziksel olarak daha iyi hissediyor, adeta iyi bir terapiden geçmiş gibi.
  • Acı Eşiği: Çalgıcının ağrı-acı eşiği yükseliyor, fizyolojik denge ölçümleri yeniden düzenleniyor.
  • Odaklı Dikkat: Hayatının diğer alanlarında da dikkat, odaklanma ve problem çözme becerilende artış oluyor.
  • Ritmin Büyüsü: Olumlu duyguların ortaya çıkmasına sebep olan bazı tınılar ve müzik türleri, insanın psikolojik ve fizyolojik durumuna ciddi oranda etki ediyor, nörolojik ve diğer bazı hastalıklara şifa oluyor.

Sonuçta herkes bir çalgı çalmayabilir ama hoşuna giden müziği seçip dinleyerek kendini iyi hissedebilir. Dikkat alanını temizleyebilir ve ruhuna canlılık katabilir.

Yaradılışın başından beri var olduğuna inanılan müzik, Babil’den Şaman topluluklarına; Anadolu medeniyetlerinden günümüze kadar insan yaşantısının önemli bir parçası ve eskilerin dediği gibi “ruhun gıdası” olmuş. Sufi veya mistik gelenekte dervişler için müziğin vazgeçilmez oluşu ve toplantılarında, cemlerde özellikle bendir/def çalınması da ruhu sıcak ve canlı tutmak içinmiş.

https://www.youtube.com/watch?v=UWNrn31UXlU

Duygu Bruce

2 Mayıs, 2017

Kaynaklar: David Eagleman Laboratories, Karolinska Institute, Dunbar, R. Oxford Psychologists, Evolutionary Psychology, April 2017.

Bizim Memleket

İçinden tanırım ben o elleri,
Onlar ki zahirde viran olurlar;
Ardıçlı dağları, çamlı belleri
Aşanlar şi’rine hayran olurlar.

Dökülür köpüklü sular yarından,
Baharlar yaratır kışın karından;
İçenler sihirli pınarlarından
Şöyle bir silkinir, ceylan olurlar!..

Orada yaşayan erlerin içi
Bir yaşta yoğurur derdi, sevinci;
Onlar ki sabansız, tarlasız çiftçi,
Davarsız, kavalsız çoban olurlar.

Başıboş, kırlara salar tayını,
Elinden düşürmez okla yayını;
Ellere bırakır zafer payını,
Memleket yolunda kurban olurlar…

Faruk Nafiz Çamlıbel

27 Nisan 2017

Zihinsel sağlığına iyi bakan insanların gösterdiği 5 tutum

Birçok insan için zihnen “iyi” halde olmak mutlu olmakla eş anlamlıdır. Zihinsel sağlığına dikkat eden kişiler, zihnin de aynı beden gibi bakım ve özen istediğini bilirler. İnsan her gün binlerce olumlu ve olumsuz düşüncenin gelip geçtiği zihinsel alanı, çeşit çeşit duyguları ile bir yandan da sürekli maruz kaldığı çevre koşulları ve dış etkenler arasında yaşamını sürdürürken, ne yapar da zihnini temiz, işler ve sağlıklı tutabilir? İşte zihinsel “iyilik” konusunda olumlu sonuç elde eden kişilerin yaptıkları 5 uygulama:

  • Dikkat ve farkındalık (mindfulness): Gün içinde 3 dakika için durup o günkü hareketlerine, seçimlerine ve ilişkilerine dikkatlice bakıp, verdikleri tepkileri gözden geçiriyorlar.
  • İyiyi görmek: Çevrelerinde olup bitende ve etkileşim halinde oldukları kişilerde iyi olan bir tarafı yakalamak için telkin egzersizleri yapıyorlar.
  • Kendine şefkat göstermek: Kendine şefkatle bakmayı öğrenmek için, mükemmel olmadığını kabul etmek ve hatalarını hoş görmek için çabalıyorlar.
  • Fiziksel sağlık: Fiziksel sağlığına dikkat edenin zihinsel sağlığına dikkat etmesi de kolaylaşıyor. Bedeni güçlü durumda olan kişi, kendini duygusal olarak daha ‘iyi’ hissederken, algısı daha berrak oluyor, aynı zamanda stress ve depresyon oranları düşüyor.
  • Yardımsever olmak: Bu kişiler başkalarına yardım etmeyi benimsemişler. Bunun sonucunda mutluluk düzeyleri daha yüksek ve mutlu kalma süreleri mutlaka daha uzun oluyor, ve daha uzun yaşıyorlar.

 

Duygu Bruce

24 Nisan, 2017

Kaynak: Psychology Today, Mart 2017.

Bülbül Olsam

 

Bülbül olsam gül dalında şakırım,
Öz bağımda biten gül neme yetmez?
Süleyman’ım, kuş dilinden okurum,
Bana talim olan dil neme yetmez?

Aşkın kitabını aldım yazarım,
Daim Hakk’a doğru meylim, nazarım.
Neme gerek dağı, taşı gezerim,
Karşıda görünen yol neme yetmez?

Derviş oldum pir eteğin tutarım,
Hakk’a doğru çekilmiştir katarım.
Baykuş gibi garip garip öterim,
Issız viranlarda çöl neme yetmez?

Dünyanın ötesi neden malûmdur?
Bu ilmin sırrına eren âlimdir.
Az yaşa, çok yaşa sonu ölümdür,
Bana hırka ile çul neme yetmez?

Pir Sultan’ım, sırrın kimseler bilmez,
Tevekkül malını erteye koymaz.
Kişi kısmetinden ziyade yemez,
Bana kısmet olan mal neme yetmez?
Pir Sultan Abdal

11 Nisan 2017

Görsel: Hoa Hong Leo Phot

Ceviz Ağacı

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Nazım Hikmet Ran

10 Nisan 2017

 

 

 

Kırmızı Saçlı Kadın ve Sphinks’in Kördüğümünü Çözen Oidipus

Otuz yıl öncesinin İstanbul’u, eski mahalleler, istasyon meydanı, Kurtuluş lokantası, has kitapçılar ve gezginci tiyatro kumpanyaları arasında geçen hayatları anlatır Orhan Pamuk Kırmızı Saçlı Kadın’da. İlk aşkın heyecanı, kaderi yazanlar, kuyu ustası ve çırağının bağları, sadakat, kayan yıldızların akşamlarında anlatılan efsaneleri ile okuyanı hemen içine çekiveren bir roman. Ön planda baskın olan aşk, kıskançlık, sorumluluk, özgürlük, suçluluk duyguları ve birey olma çabaları sürerken arka planda ülkenin tekrar yazılmakta olan tarihi, çarpışan ideolojiler arkasındaki insan tabiatı ve parayla olan ilişkisi.

Babasız oğullar ve oğlu olmayan babaların yaşantıları ile yaşayamadıkları, tüm hassaslığı ile anlatılan hikâyede, Şahnâme’nin kahramanı Rüstem ve Sührab ile Kral Oidipus’un trajedisi yeniden canlanıyor hatta öne çıkıyor. Nietzsche’in unutulmayan sözü “Babasını öldüren, annesiyle yatan, Sphinks’in kördüğümünü çözen Oidipus! Bu üçlü yazgının anlamı nedir?” yer alır kitabın başında. Kaderin örülüşü ve oidipal üçgenin her çağdaki insanın ve toplumun üzerinde var olan etkileri çarpıcı ve sürükleyici bir biçimde hikâye edilmiş.

Efsane ve insanca gerçeklerin ince bir ustalıkla iç içe geçtiği romanda Orhan Pamuk’un yazdığı gibi:

…hem içten hem de bir masal gibi olmalı. Hem yaşanmış bir hikâye gibi sahici, hem de bir efsane gibi tanıdık olmalı.

 

 

Duygu Bruce

4 Nisan, 2017

Resim: Gustave Moreau, Oedipus and the Sphinx. New York Metropolitan Museum of Art

Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016.

İlkbahar umutları, özgür seçimler ve yaratılan mutluluklar

 

Karanlığın sardığı günlerde mutluluğu bazen pencereye uzanan bir çiçekte buluruz.  Ya da baştan aşağı açmış mis gibi kokusunu yayan bir mimoza ağacını görüverince mutluluk sarar içimizi. Böyle birden geliveren veya hızlı süren mutluluk anlarını arttırmak elimizde olur çoğu zaman. İşte bu anlara fırsat yaratmak ve mutluluk sürelerini uzatmak için insanın yapabilecekleri arasından seçilmiş 7 tane yöntem :

  • Bir süredir düşünüp de yapmadığı bir şeyi yapmak
  • Zihin ve düşünce geliştirici bir alıştırma seçip düzenli tekrarlamak
  • Herhangi bir alanda yeteneğini ya da güçlü özelliğini ortaya koyan küçük ya da büyük bir paylaşımda bulunmak
  • Olumlu ilham veren arkadaşlarla beraber olmak
  • Bedenine iyi gelecek bir aktivitede bulunmak
  • Şükrederek yaşamak
  • Diğerlerine hizmet etmek[i]

İnsan, bu listeden kendine en uygun gelen ve gündelik hayatında kolaylıkla uygulayabileceği birkaç nokta seçerek harekete geçirdiği zaman iyi olma hali ve mutluluğu da doğal olarak artıyor.

Örneğin insan yaşantısındaki mutluluk sürelerini nasıl uzatabilir sorusuna cevap arayan deneylerden bir tanesi ve deneye katılanların kazandıkları sonuçlar:

2 hafta süren bir şükür çalışması sonucunda katılımcılarda esenlik ve iyi olma hali ile iyimserlik ve uyku kalitesinin arttığı; diyastolik kan basıncının düştüğü bulunur[ii].

Bir başka örnek te D. Goleman, tekrarladığı deneylerde diğerlerine hizmet etmenin hizmeti alan kadar yardımı uzatan kişinin de mutluluğu arttırdığını bulur.

Özellikle de kişinin dış etkenleri kontrol edemediği ve düşünce alanının aşırı dış uyarılara maruz kaldığı ortamlarda, en azından kendi bireysel alanında özgür iradesiyle yapmış olduğu seçimin tadına varabilir ve amacına uygun harekete geçtiği için de kendini daha yararlı ve iyi hisseder.  Seçimi yaparken düşünmek gerek tabi ama harekete geçme zamanı gelince de kurmayı bırakıp içine dalmak gerek. Sonuç ne olursa olsun, hayata anlam katan insanın bir şeyler yapabildiğini hissetmesi ve insanca yürekle yaşayabilmek.

Duygu Bruce

26 Mart 2016

Kaynak:

[1] Daniel Goleman (2016). Sosyal Zeka, 6. Baskı, Varlık Yayınları, Istanbul.

[2] Jackowska et al., “Kısa süreli  şükran müdahelesinin, subjektif iyi oluş, biyoloji ve uyku üzerindeki etkisi,” J of Health Psychology 21 (2016): 2207-17.

 

1 2 3 4 12