Gleiser, Yıldız Tozu, Doğu’nun Işığı

Yaradılışla ilgili çok sayıda mitolojik hikaye, efsane, masallar dilden dile anlatılmış. Çağlar boyunca her kültürde semboller, metaforlarla evren ve insan resmedilmiş. Bugün fizikçiler “herşeyin teorisi” üzerinde çalışırlarken, mitler, efsaneler, masallar, hangi kültürde olursa olsun “nereden geldik” sorusuna cevap arayan birçok insan için hala ilgi çekici.

Bilinen en eski efsanelerden biri olan Asur’da (İ.Ö.800) yaradılış beş tanrı ile başlar: Anu –hava, Enlil –toprak,  Shamash –güneş veya ateş, Ea –su. Bu dört element kader tanrısı Anunkak ile birleşerek zaman içinde varlığı ortaya çıkarır. Yaradılış böyle başlar. (daha&helliip;)

Dancing Universe

Fizik ve astronomi profesorü Marcelo Gleiser kitabın  ilk bölümünde fiziği şöyle tarif ediyor: “Fizik tabiatla oynanan bir oyundur.” Sonrasında  R. Feynman ‘ın şu sözlerini örnek verir: (daha&helliip;)

Mutluluk

Nerede mutlu olsak?

Nasıl mutlu olsak?

Ne zaman gelecek mutluluk? Yaşadığımız sürece bu konu gündemimizde her dem taze. Değerlendirmeler, ölçümler derken: az ya da çok mutlu, aşağı yukarı mutlu, bazen var ya da bazen yok, oldu ya da olacak, geçmişte, şimdi, gelecekte…bir zamanda ve mekanda buluruz kendimizi. Belki en son mutlu olduğumuz halin anısı canlanır ya da gelecek mutluluklara dair bir hayal belirir gözümüzde … (daha&helliip;)

Baharın İlk Sabahları

Tüyden hafif olurum böyle sabahlar
Karşı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda.

Orhan Veli Kanık

Bagavat Gita

Kutsal bir Hint destanı, tarihi bazı kaynaklara göre İsa’dan birkaç yüzyıl önce, kimine göre de İsa’dan 3000 yıl önce yazılmış. Doğu felsefesi ve mistisizminin özünün çıkarılmış hali ve tüm hint doktrinlerinin üzerinde bir başyapıt olarak tanımlanıyor.

Destan, adalet uğruna akrabalarına karşı savaşması gereken Prens Arcuna ile onun bindiği atlı arabanın sürücüsü kimliğini almış Tanrı Krişna arasındaki diyaloglardan oluşuyor. Prens Arcuna savaşmak istememekte, Krişna da ancak eyleme geçmekle idrak gücünün ve ruhunun zenginleşeceğini söyler. (daha&helliip;)

Şefkat Nasıl Bulaşır?

 

Güncel psikoloji literatüründe gündemi yüksek olan konu: compassion –türkçede şefkat olarak kullanılmakta. Diğeri için hissetmek ve onun acısını hafifletmek için yardım etmeye gönüllü olmak şeklinde tanımlanıyor. Empati ile farkı ise empati, diğerinin ne hissetiğini anlamaya çalışan bir perspektif edinmek iken şefkat, içimizde, ihtiyaç içinde olana doğrudan yardım etmek motivasyonunu da tetikliyor. Bu tür durumlarla karşılaştığımızda, şefkat sanki tabiatımızın bir parçasıymış gibi reaksiyon veriyoruz… (daha&helliip;)

Gazel

Çalgıcı, süsle gazellerle günü;
Hiç sorma nedir; bilme ne olacak!
Hafız ki bu evrenden elin çekmededir,
Gel bir kadeh iç, sonra veda et ne olacak?

Hafız

İki Şarabın Farkı


Bir bakkal vardı, onun bir de dudu kuşu* vardı. Yeşil, güzel sesli, güzel dilli bir duduydu. Dükkanda dükkan bekçiliği yapar; alışveriş edenlere hoş nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap derken insan gibi konuşurdu. Efendisi bir gün evine gitmişti. Dudu, dükkanı gözetliyordu. Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkana sıçradı. Duducağız can korkusundan köşeden atıldı, bir tarafa kaçtı; gülyağı şişesini de döktü.

Sahibi evden çıkageldi. Tacircesine huzuru kalple dükkana geçti oturdu. Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi yağa bulanmış. Dudunun başına bir vurdu, dudunun dili tutuldu, başı kel oldu.

 

Dudu birkaç gün sesini kesti, hiçbir şey söylemedi. Bakkal pişmanlık içinde ah etmeye başladı. Sakalını yolmakta, eyvah demekteydi; nimet güneşim bulut altına girdi. O zaman keşke elim kırılaydı; o güzel seslinin başına nasıl oldu da vurdum. Kuşu yine konuşsun diye yoksullara sadaka vermekteydi. (daha&helliip;)

Hafız

“Doğu da O’nundur batı da.”
(2-115)

Bu blogun açılış yazısında  söz Hafız’ın. Hem doğuda hem batıda hakkında çok yazılmış, çevirilerini yapabilmek için uğruna çok emek harcanmış İran’lı şairin hayatı da sözü kadar mucizelerle dolu. 14. yüzyıl başlarında (1319?) Şiraz’da doğar. Hayatının detayları tam bilinmese de küçük yaşta Kuran, Saadi, Attar ve Rumi’yi ezberlediği için Hafız adını alır. Babası erken yaşta öldükten sonra amcası ile savaşların ve açlıkların sık olduğu bir dönemde yaşar. Hikaye edilir ki bir fırıncının yanında çalışmaya başlar ve Şiraz’ın zenginlerinin yaşadığı mahalleye ekmek taşırken gördüğü bir esmer güzele aşık olur. Gazellerinde sözünü ettiği bu sembolik aşk aracılığı ile ilahi aşkı tasvir ettiği söylenir. (daha&helliip;)

1 9 10 11