Öğrenciler, çoğunlukla zekanın doğuştan gelen değişmez bir özellik olduğuna inandıkları için başarının da zekayla doğru oranda otomatik olarak geldiğini düşünürler (Dweck, C.). Oysa beyin, alıştırma yaptıkça gelişen bir kas gibidir. Bu alıştırmanın önemli bir parçası çabadır. Çaba gösterip çok çalıştığınız her sefer yeni bir şey öğrenirsiniz, beyinde yeni bağlantılar oluşur ve sonucunda akıl yürütme ve kavrama yeteneğiniz artarak gelişir. Bu gelişime bağlı olarak hedeflenen başarıyı elde etme ihtimali kolaylaşır ve artar. Bunun tersine, almış olduğumuz çok da parlak olmayan bir sonuca takılırsak güvenimiz sarsılabilir, duraksarız, hatta umutsuzluk içinde çalışmayı bıraktığımız dahi olur.

Seçilen alan ne olursa olsun, kişiyi başarıya götüren gelişimci zihniyetin yanı sıra diğer önemli özellik de resilience – yani düştüğünde tekrar ayağa kalkma ve çalışmaya devam etme kabiliyetidir. Kişi, hata veya yenilgiye düşebilir; beklenen sonucu elde edemeyebilir. Buna rağmen sebat edip dikkatini olumsuz düşüncelerin eline bırakmadan, tekrar amacına yöneltebilmesi, ancak resilience dediğimiz nitelik sayesinde mümkün olur. Bu niteliğe sahip olan kişi, düştüğü yerde kalmaz; çalışmak, öğrenmek ve gelişmek için çabalamaya devam eder. İlerlediğini gördükçe moralini toplar, hevesi canlı kalır ve bulunduğu koşullara uyum sağlar. Başarıya götüren de zaten statik bir zeka anlayışı değil bu gelişimci zihniyettir. Elde edilen sonuç ne olursa olsun, önemli olan öğrenme odaklı çabayla çalışmaya devam etmektir.

Sonuçta bulunduğumuz durumu nasıl yorumladığımızı ve nasıl karşılık verdiğimizi belirleyen bizim zihniyetimiz olduğuna göre gelişim odaklı olursak sebatımız da artar ve aynı zamanda olumlu bir bakışa sahip oluruz. Herhangi bir başarısızlığı yenilgi olarak değil öğrenim olarak kabul ettiğimiz zaman, resilient olur ve yolumuza devam ederiz. O yolda verdiğimiz çaba ise, gelecek olan başarımızı belirler.

Duygu Bruce

Yorumlar