Otuz yıl öncesinin İstanbul’u, eski mahalleler, istasyon meydanı, Kurtuluş lokantası, has kitapçılar ve gezginci tiyatro kumpanyaları arasında geçen hayatları anlatır Orhan Pamuk Kırmızı Saçlı Kadın’da. İlk aşkın heyecanı, kaderi yazanlar, kuyu ustası ve çırağının bağları, sadakat, kayan yıldızların akşamlarında anlatılan efsaneleri ile okuyanı hemen içine çekiveren bir roman. Ön planda baskın olan aşk, kıskançlık, sorumluluk, özgürlük, suçluluk duyguları ve birey olma çabaları sürerken arka planda ülkenin tekrar yazılmakta olan tarihi, çarpışan ideolojiler arkasındaki insan tabiatı ve parayla olan ilişkisi.

Babasız oğullar ve oğlu olmayan babaların yaşantıları ile yaşayamadıkları, tüm hassaslığı ile anlatılan hikâyede, Şahnâme’nin kahramanı Rüstem ve Sührab ile Kral Oidipus’un trajedisi yeniden canlanıyor hatta öne çıkıyor. Nietzsche’in unutulmayan sözü “Babasını öldüren, annesiyle yatan, Sphinks’in kördüğümünü çözen Oidipus! Bu üçlü yazgının anlamı nedir?” yer alır kitabın başında. Kaderin örülüşü ve oidipal üçgenin her çağdaki insanın ve toplumun üzerinde var olan etkileri çarpıcı ve sürükleyici bir biçimde hikâye edilmiş.

Efsane ve insanca gerçeklerin ince bir ustalıkla iç içe geçtiği romanda Orhan Pamuk’un yazdığı gibi:

…hem içten hem de bir masal gibi olmalı. Hem yaşanmış bir hikâye gibi sahici, hem de bir efsane gibi tanıdık olmalı.

 

 

Duygu Bruce

4 Nisan, 2017

Resim: Gustave Moreau, Oedipus and the Sphinx. New York Metropolitan Museum of Art

Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016.

Yorumlar