e5a588fecbd5f382b35ca061979c8e73

“18. doğumgününüzü canlandırın. Yanınızda kimler vardı? Ne kadar detay hatırlıyorsunuz? Hatırlayamadığınız detaylar varsa onlar nerede, acaba sonsuza dek yok mu oldular?” böyle yazar Alison Winter anılarla ilgili kitabında.

Duyduğumuz, gördüğümüz, kokladığımız, hissettiğimiz, kısacası yaşadığımız herşey bir yere kayıt edilerek saklanıyor mu? Bu yer nerede? Nasıl oluyor da hatırlıyoruz ya da hatırlamıyoruz?

Bu tür soruların büyüleyici merakı peşinde araştırmalar yapan bilim insanlarının vardıkları ortak sonuçlardan bazıları:

Hafıza, zihinsel, psikolojik ve ruhsal tüm parçalarımızı bir arada tutarak benliğimizin ve karakterimizin özünü oluşturur. Öğrenmeyi, bağlantılar kurmayı ve öğrendiklerimizi hayata geçirmeyi sağlar. Geçmişin parçaları ile bugün yaşadıklarımızı bir bütün haline getirir, anlam verir ve benliğimizin hikayesini yazar. Zaman ve mekanda bir akışı olan bu hikaye aslında insan olarak bizi tanımlar, karakterimizi, özelliklerimizi, yaptıklarımızı ve hayat amacımızı anlatır. Böylece hikayenin kahramanı olarak biz, eski, yeni ve gelecek zaman arasında kendimize tutarlı, devamlı ve kalıcı bir yer ediniriz. Bu hikayede anlatılanlar, insan olmanın bilinci, varoluşumuzun teyidi ve garantisi gibidir. Hikayenin yokluğunda ya da akışında kopukluklar olduğunda ise benliğimiz parçalanarak dağılır. Boşlukta, amaçsız, kimliksiz kalırız. Nereden geldiğimizi nereye gittiğimizi bilemeyiz.

“Hatırlamak” konusunda uzun yıllar araştırma yapan Harvard Üniversitesi psikoloji bölüm başkanı Daniel Schacter, Hafızanın Yedi Günahı adlı ünlü kitabında araştırmalarının sonuçlarını özetler. Yedi günah için, hafızanın yanlışları gibi görünseler de, aslında işlevsel kullanılabileceklerini söyler:

  1. Geçicilik : Hafıza kayıtlarında keskin yer etmemiş, zamanla silikleştiği için unutulup gitmiş geçici anılar.
  2. Dalgınlık : Dikkat eksikliği sebebiyle arka planda donuk kalarak hatırlanamayanlar.
  3. Kilitli : “Dilimin ucunda” deneyimi gibi, bilip de yerinden çekip çıkaramadıklarımız.
  4. Telkin edilmiş : Hatırlama esnasında, olmamışları olmuş gibi saymak.
  5. Önyargılı : Önyargılarımız ile boyanmış, dolayısıyla aslından çarpıtılmış anılar.
  6. Israrlı : Unutmak isteyip de unutamadıklarımız, yaşanmış trauma gibi.
  7. Yanlış atıf : “Mış” gibi göstermek, olmayanı olmuş gibi, olmuşu da olmamış gibi işlemek. Gerçeği saklamak ya da saptırmak için kullanılan bir yöntem.

Bu yedi tanıma benzer hafıza oyunlarının başımıza geldiği ya da başkasında gördüğümüz olmuştur. Zihnimiz berrak olduğu zamanlarda yaşanmış ya da yaşanmakta olan gerçeğin farkında oluruz diğer zamanlarda ise gerçek, zihnimizin tozları arasına karışır gider. Bazen de unutulmuş bir anı hiç beklenmedik anda ortaya çıkıverir, “Nereden aklıma geldi şimdi bu?” deriz.

“Anılar kaybolur mu? Silinir mi?” Sorularına cevap arayan araştırmalar, anı parçalarının kaybolmadığına hatta doğum öncesi prenatal dönemde dahi varolup, erişilmese de kayıtların bir yerde tutulduğuna işaret ederken beraberinde şu soruları da araştırıyorlar:

“Hafızanın yeri neresidir? Sadece beyinle mi sınırlıdır? Yaşadığımız herşey kayıt altında ise bir gün tüm kayıtlara erişebilecek miyiz?” Devam eden bu araştırmaların bulguları insanlığa nasıl hizmet edecek, benliğimizde ne fark yaratacak şimdiden öngöremesek de kullandığımız bilinç ve farkındalığımızın artacağını varsayabiliriz. Farkındalığımız arttıkça da zihindeki karmaşa yatışır, gölgeler berraklaşır. Hikayemiz netleşir ve zenginleşir. Neden burada olduğumuzu, geldiğimiz bu hayatı nasıl yaşamak istediğimizi ve nasıl bir insan olmak istediğimizi daha iyi görebiliriz.

Duygu Bruce

29 Ağustos, 2016

etiket: hafıza, anı, gerçek, benlik, hatırlamak, farkındalık, insanlık

Daniel Schacter, The Seven Sins of Memory: How the Mind Forgets and Remembers. New York: Houghton Mifflin Harcourt Publishing Co. 2001.  Hafızanın 7 Günahı: Zihnimiz Nasıl Unutur ve Nasıl Hatırlar. Pozitif Yayınları, 2011.

Alison Winter, Fragments of a Modern History. Chicago: The University of Chicago Press. 2012. Türkçe çevirisi yapılmamış.

 

 

Yorumlar