Fizik ve astronomi profesorü Marcelo Gleiser kitabın  ilk bölümünde fiziği şöyle tarif ediyor: “Fizik tabiatla oynanan bir oyundur.” Sonrasında  R. Feynman ‘ın şu sözlerini örnek verir:

Dünyayı, tanrıların oynadığı ve bizim de seyirci olduğumuz bir satranç oyunu olarak hayal edin. Oyunun kuralllarının ne olduğunu bilmiyoruz; sadece oyunu izleme iznimiz var. Tabi, eğer uzun süre izlersek, birkaç kuralı yakalayabiliriz. İşte oyunun kurallarına temel fizik diyoruz.

Bu yazıyı iki şekilde yorumlayabiliriz. Birincisi fizik eğlencelidir; ikincisi fizik eğlenceli olmaktan fazlasıdır, o tanrıların dilidir…

Evrenin kaynağı üzerinde düşündüğümüz zaman temel bazı problemlerle karşılaşırız. “Herşey” in kaynağını nasıl anlarız? Eğer “birşey” in “herşey” i yarattığını varsayarsak, sonsuz bir regresyona düşeriz; o zaman “herşey” i yaratan “birşey” i kim yarattı? Eğer “birşey” den önce “hiçbirşey” var idiyse o zaman “herşey”in varlığını zıddıyla varsaymış oluyoruz. Bu garip sınır Alice ve Kırmızı Kral arasındaki konuşmada da geçer. Kırmızı Kral Alice’e sorar: “Ne görüyorsun?”. Alice “Hiçbirşey.” der. Cevaptan etkilenen Kral “ Ne kadar iyi gözlerin var!” der.

Mitlerin yaradılışı ile başlayan kitap, astronomi ve aklın zaferiyle devam eder. Yaşadığımız çağda fiziğin bulduğu hızlı ve küçük şeyler, icat edilen evrenler, başlangıçlar ve danseden evrenlerle biter.

Gleiser, M.  2005. The Dancing Universe: From Creation Myths to the Big Bang. New Hampshire: Dartmouth College Press.

Görsel: Cheryl Johnson, FineartAmerica

Yorumlar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.