‘Kitap Özetleri’ Kategorisi

Hakikat Sözleri

 

Resim: C. Pallavicini, telif hakkı saklıdır.

Hakikat yolunda tüm dinler birdir, ırk ve cinsiyetin alâkası yoktur ve Allah’ın gözünde kadın ile erkek arasında bir fark yoktur. [1]

Bugünkü yazıda size şimdiye kadar okuduklarım arasında hiç benzerini görmediğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Dr. Bahram Elahi tarafından derlenmiş olan Hakikat Sözleri, babası Üstad Elahi’nin (1895-1974) öğretilerine dayanır. Birkaç yıl önce okuduğum bu kitap beni o kadar etkiledi ki hala daha ne zaman cevap aradığım bir sorum olsa veya rehberliğe ihtiyaç duysam bu kitabı elime alır, bazı sözleri tekrar okurum. Bir yanda gerçek bir insan olurken diğer yanda “iyi bir hayat” sürmenin püf noktalarını pratik biçimde anlatan bu kitap bilgeliğin günümüz insanına göre uyarlanmış el kitabı gibi.

Tanınmış bir sulh hâkimi ve müzisyen olan Farslı Üstad Elahi, hayatını Hakikat’i aramaya, öz bilgiye, kendini tanımaya adamış. 25 yaşına kadar geleneksel maneviyat ve asetisizim içinde çilehanede yaşadıktan sonra geleneksel maneviyatı bırakıp toplum hayatına katılmaya karar verir. Sulh hâkimi olarak çalışmak üzere adli kariyerine ek olarak maneviyata yenilikçi yaklaşımını da kurmaya başlar. Üstad Elahi’nin bu yenilikçi yaklaşımı onun kişisel deneyimleri, gözlemleri ve araştırmalarına dayanmaktadır. Öğretisinin temel özellikleri pratik, uygulanabilir olması ve cinsiyeti veya dini ne olur olsun insanın gündelik hayatına uyumlu olmasıdır.

Üstad Elahi ömür boyu süren Hakikat arayışını şöyle özetler:

“Hakikat”, insanın ne olduğunu, nereden geldiğini, buradaki görevinin ne olduğunu ve nereye gideceğini bilmesidir. Hakikat’e erişmek için, kendimizi bu bilginin peşinden gitmeye adamalı ve bilgiyi uygulamaya geçirerek anlamaya çalışmalıyız.[2]  

Hakikat’i arayışta gereken ön koşul insan olmaktır.

Gerçek bir insan, tabiatı gereği her zaman yaşantısında iyi bir iz bırakmaya çalışır ve bunu, toplumun yararına olan ve takdir edilen işler yaparak sağlar. Başka bir ifadeyle beşer, insan olunca, insaniyeti, ona hep yararlı olmasını hükmeder[3][o] başkalarının mutluluğuna sevinen, başkalarının dertlerine ortak olan kişidir. Gerçek insan olmanın bir diğer özelliği de şudur: Aşağılık davranışlara, vicdana ve onura aykırı tüm hareketlere antipati duyar.[4]

 Ancak Hakikat arayışında önemli bir engel vardır – o da “nefisle olan kaçınılmaz karşılaşmadır[5].” Bu yüzleşme, nefsin anında tatmin isteyen gayrı meşru arzu ve güdülerine karşı sürekli devam eden bir mücadeleyi gerektirir. Nefis ne mantık dinler ne akıl, ne hukuku hesaba katar ne de diğerlerinin hakkını. Bu mücadele, insanda “yoğun bir negatif psikolojik enerji birikimine sebep olur. Bu enerji, ruh için zarar vericidir ve gerçeği görmemize de engel olur”[6].

 Nefse karşı mücadele, insanın bedenini güçsüz kılması değildir. Aksine bedeni güçlendirmesi gerekir ama aynı zamanda ruhu da o kadar güçlendirmelidir ki nefis, bütün hayvansal gücüne rağmen ruhun karşısında boyun eğmelidir. Ruhu arındırmaya[7] yönelik olan bu nefisle mücadele yöntemi, kendi tecrübelerimin sonucunda geliştirdiğim yeni bir tıp gibidir.

Resmi dairede çalışmaya başlamadan önce on iki yıl boyunca yapığım asetik (çilekeş) ibadetlerin toplamının, toplum içinde aktif ve çalışarak geçirdiğim hayatın bir yılı kadar sevabı yoktu.[8]

 İnsan olmanın en temel gereklerinden biri olarak kişinin eylem, söz ve toplumdaki davranışlarının uyumunu vurgular kitap.

Sözler bir şey, onların etki etmesi ise başka bir şeydir. İnsan inandığı şeyi uygularsa etkisi olur.  Sadece uygulamak etki eder.[9]

 Kitabı okurken, insan bazı temel sorulara cevap bulabilir:

  • Bu toplumda yaşarken nasıl erdemli kalır da gerçek insan olabiliriz?
  • Nefse karşı nasıl savaşır ve Hakikat arayışında nasıl ilerleyebiliriz?
  • Ruhun ölümsüzlüğü ve öbür dünyada bizi neler bekler?

Hakikat Sözleri ruh için bir şifa olabilir. Bu kitabı her elime aldığımda, sadece birkaç söz okusam bile, içimde farklı bir zenginlik oluşuyor ve gündelik hayatımdaki etkisini fark ediyorum. Kitabın sade ve samimi dili, bana hem kendimi tanımam için gerekli araçları veriyor hem de kim bilir belki bir gün gerçek insan olmam için gerekenleri de.

Eğer siz Hakikat Sözleri’ni kendiniz için keşfetmek isterseniz, şu dillerde çevrilmiş baskıları mevcut:

Türkçe:
Hakikat Sözleri, Doğan Novus, 2017

Farsça: برگزیده
Bargozeedeh, Nashr-e Panj, 2009

Fransızca:
Paroles de Vérité, Paris, Albin Michel, 2014

Italyanca:
Parole di Verità, Mondadori, 2016

D. Bruce
9 Temmuz, 2018

 

Referanslar:

[1] 21. Söz
[2] 1. Söz
[3] 4. Söz
[4] 277. Söz
[5] Önsöz s.16, Fransızca baskı. (Bu yazıyı yazan tarafından çevrilmiştir.)
[6] Önsöz s.16, Fransızca baskı.
[7] Burada bahsedilen arınma, ruhun sağlığını korumak ve gelişimini sağlamak anlamındadır. (B. Elahi’nin notu)
[8] 322. Söz
[9] 337. Söz

 

Kırmızı Saçlı Kadın ve Sphinks’in Kördüğümünü Çözen Oidipus

Otuz yıl öncesinin İstanbul’u, eski mahalleler, istasyon meydanı, Kurtuluş lokantası, has kitapçılar ve gezginci tiyatro kumpanyaları arasında geçen hayatları anlatır Orhan Pamuk Kırmızı Saçlı Kadın’da. İlk aşkın heyecanı, kaderi yazanlar, kuyu ustası ve çırağının bağları, sadakat, kayan yıldızların akşamlarında anlatılan efsaneleri ile okuyanı hemen içine çekiveren bir roman. Ön planda baskın olan aşk, kıskançlık, sorumluluk, özgürlük, suçluluk duyguları ve birey olma çabaları sürerken arka planda ülkenin tekrar yazılmakta olan tarihi, çarpışan ideolojiler arkasındaki insan tabiatı ve parayla olan ilişkisi.

Babasız oğullar ve oğlu olmayan babaların yaşantıları ile yaşayamadıkları, tüm hassaslığı ile anlatılan hikâyede, Şahnâme’nin kahramanı Rüstem ve Sührab ile Kral Oidipus’un trajedisi yeniden canlanıyor hatta öne çıkıyor. Nietzsche’in unutulmayan sözü “Babasını öldüren, annesiyle yatan, Sphinks’in kördüğümünü çözen Oidipus! Bu üçlü yazgının anlamı nedir?” yer alır kitabın başında. Kaderin örülüşü ve oidipal üçgenin her çağdaki insanın ve toplumun üzerinde var olan etkileri çarpıcı ve sürükleyici bir biçimde hikâye edilmiş.

Efsane ve insanca gerçeklerin ince bir ustalıkla iç içe geçtiği romanda Orhan Pamuk’un yazdığı gibi:

…hem içten hem de bir masal gibi olmalı. Hem yaşanmış bir hikâye gibi sahici, hem de bir efsane gibi tanıdık olmalı.

 

 

Duygu Bruce

4 Nisan, 2017

Resim: Gustave Moreau, Oedipus and the Sphinx. New York Metropolitan Museum of Art

Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016.

Ivan Denisoviç’in Hayatında Bir Gün

ivan

Diktatörün muhbirleri heryerdeydi. Çok sayıda yüksek askeri kumandanını, kendine karşı gelebilirler korkusuyla öldürmüş ya da kamplara hapse göndermişti. Bununla kalmayıp, kendi partisinin bir çok üyesini, yazar çizerleri, bilim insanlarını, hatta yardımcılarını, yakın arkadaşlarını dahi saf dışı bırakmıştı. Milyonlarca insan tutuklanmış ve Stalin iktidarına zenginlik katmak için Sibirya’ya elmas, altın ve petrol çıkarmaya gönderilmişti. Gulag denen bu kampların varlığı dahi, Stalin Rusya’sında sıradan bir insanın korku içinde susması için yeterliydi. Bu kamplardan tek kaçış, soğuk, karanlık ve uçsuz bucaksız bomboş tundralarda insanı bekleyen ölümden başka bir şey değildi.

Kapı her an çalabilirdi. En sağlamı dilini tutmaktı.”

 Ivan Denisovich’in Hayatında Bir Gün, görevine sadık bir Rus askerinin iftiraya uğrayarak ihanetle suçlanması sonucu sürüldüğü Sibirya’da bir çalışma kampında geçirdiği 10 yıllık mahkumiyetin gerçek hikayesi. Hikayenin kahramanı olan Sukhov, gerçekte A. Solzhenitsyn’in kendisi.

Bir zamanlar evi ve ailesi olan, görevini vicdanıyla yapan Sukhov’un hikayesi soğuk ve açlığın hüküm sürdüğü, düşünmenin bile serbest olmadığı bu kampta geçer. Zulüm ve insanlık dışı koşullara karşın insan onurunu, cesaretini ve iç gücünü nasıl saklayabilir?

Sabah herzamanki gibi geldi. Barakaların pencereleri donmuş, duvarların tavanla birleştiği yerler de buz tutmuştu. En az bir ay daha tek bir sıcak köşe olmayacaktı. Ateş sözkonusu değildi çünkü ateşi tutuşturacak bir şey yoktu. Bırak işin seni ısıtsın. Bu tek kurtuluşundu.

 Sukhov kalkmadı. Ranzanın üst katında başı battaniyeye gömülü, ayaklarını ceketin koluna sokmuş olarak yatmaya devam etti. Uykunun dışında, mahkumun, kendisi için yaşadığı tek zaman kahvaltıdaki on dakika, öğlen ve akşam yemeklerindeki beş dakikaydı.

 …Sukhov ekmeğini parmaklarına kadar yedi, sadece kıyısını sakladı. Onu bir beze sardı ve usulca ceketinin cebine kaydırdı, soğuğa karşı düğmelerini ilikledi ve çalışmaya hazırlandı.

 İşini seviyordu, üstelik çimentoyu kararken ve duvarı itinayla ve sabırla örerken gurur duyuyordu. Ancak bu sayede insan olarak kalabilirdi. Dondurucu soğukta, eli ayağı hissetmiyorken, kampta bir günü daha sağ salim geçirdiğini düşündü.

 Zulüm altında, ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgide gün ve gün fiziksel yaşamını sürdürmeye çalışırken bir yandan da kendini insan kılan onurunu ve sevgisini unutmamaya çalışan bir insanın mücadelesini anlatan kitabın yorum bölümünde şöyle yazar:

Ben onun yerinde olsam ne yapardım? Çok insanca bir soru —ya kendimizi birbiriyle ilişiği olmayan ayrı bireyler olarak görürürüz ya da özde birbirine çok benzeyen insanlar olduğumuzu ancak farklı koşullarda hayata geliverdiğimizi gözlemleriz.

Herbirimiz kendimizi farklı hayat koşullarında bulsak dahi bizi insan yapan nedir?

Duygu Bruce   5 Aralık, 2016

 

Alexander Solzhenitsyn. One Day In the Life of Ivan Denisovich. 50th Anniversary edition. 1st ed 1963. New York: Penguin Group. Original published in Russian in 1962.

Türkçe çevirisi:  Alexander Solzhenitsyn. İvan Denisoviç’in Bir Günü. 2. Baskı. İstanbul: İletişim Yayınları, 2013.

 

 

 

Freud’un Küçük Kitabına Sığdırdığı İnsan Tabiatı

Yaşamaya geldiğimiz hayatı çok zor buluruz –birçok zahmeti, hayal kırıklığını ve zor işleri içerir.”

Freud, Medeniyet ve Hoşnutsuzlukları adlı küçük kitabında özetler insan tabiatının özünü.

Bilinç ve bilinçaltının davranışlara yansımalarından örnekler verir. Freud’a göre gündelik bilinç,  farkında olduğumuz duygu, düşünce ve tutumlarımızdan oluşur. Daha büyük bir alan kaplayan bilinçaltı ise görünenin arkasında, çoğunlukla farkında olmadığımız dürtü, istek, korku, hatıra ve düşüncelerin bulunduğu zengin bir hazinedir. Farkında olmasak da, bilinçaltı sembollerle, işaretlerle kendini belli eder. (daha&helliip;)

Zıtlar Birbirini Çeker mi?

Çok eskiden, günlerden bir gün Marslılar teleskoplarından bakarken Venüslüleri görmüşler ve o anda içlerinde hiç tanımadıkları hisler uyanmış…hemen uzayda seyahati icat etmişler ve Venüs’e uçmuşlar. Venüslüler Mars’tan gelenleri kolları açık karşılamışlar. Zaten bugünün geleceğini içgüdüsel olarak önceden hissetmişler. Aralarında sihirli bir aşk başlamış. Birbirlerini keşfederek, öğrenerek yıllarca sevgi ve ahenk içinde yaşamışlar.  Derken Dünya’ya uçmaya karar vermişler. Başlangıçta herşey harikaymış ama Dünya’daki atmosfer baskın çıkmış ve bir sabah herkes garip bir amnesia –seçici bir amnesia ile uyanmış! Marslılar da Venüslüler farklı gezegenlerden olduklarını unutuvermişler. Farklı oldukları hafızalarından silinmiş. O günden sonra çatışma başlamış.

(daha&helliip;)

Benden Selam Söyle Anadolu’ya

Canım İzmir! Nasıl da güzelsin bir bilsen, nasıl da güzelsin!..

Eski İzmir’i ve Ege’yi anlatan en güzel kaynaklardan biri. Yunanlı kadın yazar Dido Sotiriyu’nun yazdığı, gerçek olayları çocuk gözüyle ve içtenliği ile anlatan; insanca hislerin, dostlukların özlemle anıldığı etkileyici dili ile bir solukta okunan bir kitap. 1982 Abdi İpekçi Türk-Yunan dostluk ödülünü almış. (daha&helliip;)

Mutluluk: Psikolojik Zenginliğin Sırlarını Çözmek

null

Yazar: Ed Diener and Robert Biswas Diener

30 yılı aşan bir süredir mutluluk üzerine bilimsel araştırmalar yapan Diener, gerçek zenginliğin bileşenlerini şöyle sıralar:

  • Fiziksel ve ruhsal sağlık
  • Maddi yeterlilik
  • Değerler ve hayat amaçları
  • Maneviyat ve hayatın anlamı
  • Aktif ve katılımcı olmak
  • Olumlu tutum, his ve zihniyet
  • Sevgi içeren sosyal ilişkiler

(daha&helliip;)

Şölen

Şölen – The Banquet, Eflatun’un (Platon) sevgi ve dostluk üzerine yazdığı söyleşilerden oluşan eseri. Yemek ve içkiyle başlayan şölende, konular sevgi, yürekli insanlar, kavuşmak, yaratıcılık, sevgi ve müzik, gökbilgisi…ile devam eder.

Eflatun’un zengin, benzersiz ve zamanın ötesine geçen düşünceleri, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’nun tercümesi ile çok rahat anlaşılan ve zevkle okunan bir kitap olmuş.

Kitapta, Sokrates’in sevgi üzerine geçen konuşmasından bir bölüm: (daha&helliip;)

Bu Dünyanın Ötesinde

Tanınmış bir bilim adamı, Duke ve Harvard üniversitelerinde 30 yılı aşan akademik hayatının yanısıra beyin cerrahı olarak çalışan Dr. Eben Alexander, bilimsel kanıt odaklı yaklaşıma sahip olan bir doktor. Bilincin beynin kimyasal ürünü olduğunu, fiziksel beynin sınırları dışında bilincin var olamayacağı görüşünde. Kısacası beyin durmuşsa, bilinç de yok demektir inancıyla çalışmakta. Yaşam sona erdiğinde ekran kararır ve gösteri biter. Dr. Alexander, bunun aksi deneyimleri yaşayanların anlattıklarını fantazi olarak kabul eder. Derken kendi beyni ölümcül bir bakteriyel menenjit saldırısına uğrar; 7 gün kaldığı komanın sonunda beynin hayati parçası olan neokorteksi artık yok denecek kadar hasar görmüştür, tıbben ölü sayılır. Kendi çalıştığı hastanede yatmaktadır ve meslekdaşları, çare olmadığını kabullenip tedaviyi sonlandırmayı tartışırken Dr. Alexander uyanır. (daha&helliip;)

Dancing Universe

Fizik ve astronomi profesorü Marcelo Gleiser kitabın  ilk bölümünde fiziği şöyle tarif ediyor: “Fizik tabiatla oynanan bir oyundur.” Sonrasında  R. Feynman ‘ın şu sözlerini örnek verir: (daha&helliip;)

1 2