‘Hikaye’ Kategorisi

Kaf Dağı’ndan Bir Masal ve Tekerlemesi

Bir varmış, hep varmış…

Bu bir masalmış,

Ama içimizden birileri bunu ille de yaşarmış,

Anlatan duymuş, okuyan şaşırmış,

Develer küsmüş, eşek yalvarmış,

Saksağan şakırdamış,

Leylek alkışlamış,

Masalcı amca kalkmış,

Bu masalı anlatmış,

Efendim masal derler, hayal de var içinde,

Dinleyene bir ders de var içinde,

Uzun zaman kısalır,

Herkes dersini alır.

Kafdağı’nın ardındaki memleketin birinde olur her olay.

Anlatmak zordur, dinlemek kolay,

Yollar aşılır, arpa boyudur.

Bir dere akar geçer de bir göle kavuşur.

Gözlerden uzakta olan bu gölde de üç tane balık yaşarmış. Birisi bilge, ikincisi yarı bilge üçüncüsü ise budalaymış. Oradan geçen biri bu balıkları gözüne kestirmiş. Hemen eve koşmuş oltasını ağını alıp gelmiş. Bu arada balıkçıyı gören balıklar da huzursuzlanmış. Aralarında en bilge olanı, hiç gecikmeden gölden ayrılmış dereye doğru yüzmüş. Yarı bilge olan balık oyalanmış, balıkçının oltasıyla döndüğünü görünce hemen suyun yüzüne çıkıp ölü numarası yapmış. Balıkçı da onu alıp, gölün dereyle kavuştuğu yere doğru geri atmış. Böylece bu balık da kurtulmuş. Ama üçüncü balık yakalanmış ve ölmüş.

Hikâyenin kahramanlarından en bilge olan balık öncülük yapmış. Gidilecek yolu aydınlatmış, göstermiş. Yarı bilge olan ise bilinç gözü tam seçemediği için bilgenin ışığından yarım yararlanarak yolunu bulmuş. Cahil olan üçüncüsü ise başıboş gezerken ne olan bitenin farkına varmış ne de gerçeğin ışığını ayırt edebilmiş. Nafile dolaşıp yaşamış ve sonunda bulunduğu karanlıktan körelmiş gözüyle ruhunu teslim etmiş.

Masal: Kelile ve Dimne’den, Tekerleme: Erdal Çakıcıoğlu

Ateşi Tutuşturan Ateşçibaşı ile Şah’ın Hikâyesi

Şah Mahmut bir akşam vakti kederli bir hâlde hamama gider.

Ateşçibaşı, hamamı ısıtan külhanın başında küllenen ateşi canlı tutmak için külhanı besler dururken ziyaretçiyi görünce gider, karşılar ve ona kenardaki kuru ekmekten getirir.

Ekmeği gören Şah Mahmut “Benim kim olduğumu bilse” der, “hayatını bağışlamam için benden af diler!”

Hamamda bir süre kaldıktan sonra gitmeye hazırlanan Şah’a fakir ateşçibaşı şöyler der:

“Gösterecek fazla bir şeyim yok- evimi gördün, yemeğimi gördün. Sen benim, beklenmedik misafirim oldun, sana ekmeğimin en iyisini getirdim. Eğer bir gün keder sararsa yüreğini tekrar gel misafirim ol. Eğer kral olmasaydın memnun kalırdın. Bense bu ateşi küreklemekten memnunum; bak senden ne eksik ne fazlayım…ama senin yanında bir hiçim şahım.”

Bundan etkilenen Şah yedi kez döner gelir ve ateşin nasıl tutulduğunu görür. Sonunda bir gün der ki: “ Bırak bu büyük ateşi körüklemeyi bırak da dile benden ne dilersen.”

“Ben fakir bir dilenciyim sadece” der ateşçi, “ Şah’ın yanında zaten her ihtiyacım karşılanır.”

Şah Mahmut ısrar eder: “Dile, ne istersen dile, unut bu ateşi de, kral ol!” Ateşçibaşı cevaplar:

Umudum şudur : Sultan’ım beni arada bu karanlık inde ziyarete gelsin, onun varlığı benim saltanatım olur. Mülk senin, veren el de senin ama ocağa bakanın yaşam derdi başka. Devletin başında olup seni görmemektense bu karanlık, isi kara ocakta senle oturmak bana yeğ. Burası benim tâlih yerim, şimdi burayı bırakmak bana yanlış, buraya aitim ben. Hem de burada dost olmuşum Sultan’ımla. Hiçbir şey uğruna vazgeçemem ki bundan. Sen burdayken hamam parlar, senden gayrı ne dileyeyim senden? Senin hizmekârın olmaktan başka tâlihe tamah ederse gönlüm, ölüm bana yeğ. Devletli olmuşum, mülk, hüküm sahibi olmuşum bana ne ki? Tek isteğim zaman zaman bana misafir olman.

Bak ateşçibaşının aşkla yanan gönlünden öğren, aşkla kalp nelere dayanır. Senin gönlünde de birşeyler kıpırdarsa eğer, böyle tutun ona, sarıl eteklerine. Bil ki ona da dokunmuştur, bırakıp gitme.

O bir deniz; senden istediği ise sadece bir damla.

26 Aralık, 2016

Attar, Farid Ud-din, Kuşların Konferansı : 2847-2862 İng. Çeviri: Conference of the Birds, Afkham Darbandi ve Dick Davis, Penguin Classics, 1984, 2011.

Yunus, Fırtına ve Balinanın Hikayesi

jonas

Yunus iyi bir insandı, Tanrı’ya inanır ve itaat ederdi. Bir gün Tanrı, ona Asur’un görkemli şehri Ninova’ya gitmesini ve oranın zenginlikten gözleri boyanmış halkına, yaptıkları kötülükleri bırakmalarını yoksa Tanrı’nın onları cezalandıracağını bildirmesini söyledi.

Yunus, bu işi üstlenerek Ninova’ya gitmek istemedi. Tam ters yöne doğru telaşla kaçmaya koyuldu. Gittiği yol çok uzun olduğu için Tanrı’nın onu göremeyeceğini düşündü. Karşısına çıkan limandan Tarşiş’e gidecek olan bir gemiye bindi. Gemi limandan ayrılıp açık denize çıktığı anda büyük bir fırtına koptu. Tayfa, batma korkusu içinde, gemideki ağırlıkları denize atmaya başladı.

Bu sırada Yunus geminin yük bölümünde uyuyordu. Kaptan yanına gitti ve onu uyandırdı, fırtınanın sesini bastırmak için haykırdı ve Yunus’a dua etmesini, başka kurtuluş çarelerinin kalmadığını söyledi. Yunus kalkıp oturdu, “Ben Tanrı’ya dua edemem çünkü O’ndan kaçıyorum” diye geri haykırdı.

Tayfa, çaresizlik içinde, Yunus’a ne yapabileceğini sordu. Yunus, “ Beni denize atın, ancak o zaman fırtına durulur ve deniz sakinleşir” dedi. “Çünkü ben Tanrı’dan kaçtığım için bu fırtına başımıza geldi.” Bir süre daha gemiyi kıyıya çevirmeyi deneyen denizciler, bunun mümkün olmadığını görünce Yunus’u denize attılar. Fırtına hemen dindi ve gemidekiler, Yunus’a, hayatlarını kurtardığı için şükrettiler.

Yunus gitgide dibe battı, tam boğulacağını düşünürken büyük bir balina ona doğru yüzdü ve Yunus’u yutuverdi. “ Tanrı bana balinasını gönderdi ve beni kurtardı ama burası da çok karanlık” diye düşündü Yunus. Günlerce, kimine göre 3 kimine göre 40 gün, balinanın içinde yaşadı. Yaptığından pişmanlık içinde yakarıyordu Tanrı’ya.

Bir gün balina kıyıya doğru yanaştı ve ağzını açarak Yunus’u dışarı fırlattı. Kumlara düşen Yunus bir ağacın gölgesinde baygın yattı. Kendine geldiğinde, Tanrı’nın “Doğru Ninova’ya git” dediğini işitti. Yoksa tüm şehir yerle bir olacaktı.

Yunus, süre dolmadan yetişti ve halka Tanrı’nın buyruklarını, yaptıkları kötülükten vazgeçmeleri gerektiğini birbir anlattı. Halkın çoğunluğu ona inandı ve Tanrı’dan af dilediler. Sonunda Ninova da Yunus da Tanrı’nın gözünde kurtuluşa erdi.

24 Ekim, 2016

Görsel: Terry Fan

Genç Adam, Sufi ve Şeytanın Şikayeti

9ecf9116c612bf66f17efd6cdb7932fa-copy

Gafil bir genç adam, çilehanedeki sufinin huzuruna vardı ve hayli kızmış, hayli umutsuz bir halde Şeytan’dan şikayette bulundu:  “Şeytan, hırsız ve eşkiyanın ta kendisi, soydu beni, mahvetti, inancımı çaldı.”

Sufi ona şu cevabı verdi: “Genç adam, şeytan da az önce buraya şikayete geldi –sendin şikayeti” der sufi, “işittim şeytanı şunları söylerken”:

“ Dünyanın tümü benim mülkümdür. Tanrı’nın kutsal yoluna yeni girmiş olan bu yolcuya söyle, ellerini benim mülkümden çeksin. Onunla uğraşıp yakasını bırakmıyorsam, elini benim işime soktuğu içindir. Eğer benim mülkümden çekilirse, o zaman benim de onunla hiç uğraşım olmaz ve bırakırım kendi haline. ”

 

Attar, Farid ud-Din. Conference of the Birds. Penguin Classics, 1984. Çevirenler: Dick Davis & Afkham Darbandi. Türkçesi: Kuşların Konferansı: 2035-2052

Nuh’un Gemisi, Aşurenin Bereketi ve Zeytin Dalı

modern-artwork

Dünyadaki kötülüklerin giderek arttığı, idollere kanıp bağlananların çoğaldığı ve dinin giderek gerçeğinden saptırıldığı bir zamanda, bu karanlık gidişi durdurmak isteyen Tanrı, insanları doğru yola sevketmesi için Nuh peygamberi gönderir. Nuh peygamber insanlara doğru ve gerçek olanı duyurur, onları bilgilendirir. Kimisi dinler, kimisi ise Nuh’un gerçeği söylediğine inanmak istemez ve onunla alay eder, hatta ona zulmeder. Bu durum Nuh’un, bazı kaynaklara göre 950 yıl süren yaşamının uzunca bir kısmı boyunca devam eder. Bunun üzerine Tanrı, büyük bir tufanın geleceğini ve yeryüzünün tamamen sular altında kalacağını haber verir. (daha&helliip;)

Şah Mesud ve Balıkçı Çocuğun Hikayesi

1ec643b082ae5cb5c17076289e1c48a72-2-copy

Şah Mesud bir gün yolda giderken ordusundan ayrıldı.

Yalnız başına rüzgar gibi koşturdu atını

Denizin kıyısında oturmuş çocuğu görene dek.

Balık tutuyordu çocuk –tam oltasını atacak iken

Şah onu, dostça bir bakışla selamlayarak atından indi.

(daha&helliip;)

Hz Musa ve Çobanın Hikayesi

sinan-c%cc%a7ag%cc%86layan-yazla-ko%cc%88yu%cc%88

Rumi’nin Mesnevi’sinden bir hikaye…

Musa yolda giderken bir çobanın duasını duyar:

“Allahım nerdesin? Sana hizmet etmek istiyorum, ayakkabılarını bağlamak, saçını taramak istiyorum. Kıyafetlerini yıkamak, bitini temizlemek istiyorum. Sana süt getirmek ve yatağına gitmeden önce ellerini, ayaklarını öpmek istiyorum. Odanı süpürmek toplamak istiyorum. Tüm keçilerim ve koyunlarım senin olsun. Seni yad ederken tek haykırdığım söz ….

Musa dayanamayıp sorar: “Sen kiminle konuşuyorsun?”

“Bizi yaratan, dünyayı yaratan ve gökyüzünü yaratanla” diye cevaplar çoban.

Musa kızar: “Tanrı’yla ayakkabı, kıyafet hakkında konuşmasana! Ya elleri, ayakları hakkında dediklerin, sanki amcanla konuşur gibi… Bilmiyor musun ki sadece gelişmekte olan şey süte ihtiyaç duyar. Sadece ayakları olanın ayakkabıları vardır. Tanrı’nın değil!” Bu sözleri işiten çoban üzüntüden üstünü başını hırpalar, çöllere düşer.

Yoluna devam eden Musa ise şu sözleri işitir:

“Ey Musa ne yaptın, benden olanı benden ayırdın?

Sen ayırmaya mı geldin, buluşturmaya mı?

Biz herkese, kendine has bakış, biliş ve söyleyiş verdik.

Çoban bize yakındı, razıydık ondan.Sana yanlış gelen onun için doğrudur.

Birine zehir olan diğerine baldır.

İbadetin şekli, beni yüceltmez.

İbadete değil, ibadet edene bakarım.

Söze değil, içine bakarım.

İbadet edenin, alçakgönüllü oluşuna bakarım.

Yanmaya bakarım.

Söze, görünüşe davranışa bakan bir tür,

Aşk ile yananlar ise başka bir türdür.

Aşıkları azarlama.

Onun sarfettiği sözün “yanlış”ı diğerlerinin yüz “doğru”suna bedeldir.

Kabe’nin içindeyken, secaddeyi ne yöne çevirdiğinin hiç önemi yoktur.

Okyanusa dalan karakış potinine ihtiyaç duymaz.

Aşk dininin kaidesi, mezhebi yoktur.

Varolan Tek O’dur…”

Musa arar sorar dertli çobanı bulur ve bağışlamasını diler: “Gönlünce yap duanı. Kıymeti olan da buymuş. Mevla için samimiyet ve alçakgönül herşeyden evlaymış..”

15 Eylül, 2016

Fotoğraf: Sinan Çağlayan

Sarı Ana


Ege’lilerin sevip saydıkları bir evliyadır Sarı Ana. Marmaris’in bir tepesinde yatar. Gani gönüllü, himmeti bol, güleryüzlü bir evliyadır ama asıl işi Egeli balıkçılarladır. Balığa çıkanlar onun iznini alırlar, ona sorarlar, ondan sonra balığa çıkarlar. (daha&helliip;)

İmamı Topal Timur Olursa


Hoca bir gün Timur Hanı’ın adamlarından birine sorar:
—Kimim mezhebindensin?
Adam elini göğsüne götürüp kuvvetli bir sesle:
—“Emir Timur’un” demiş.
Orada bulunan cemaatten biri seslenmiş:
—Hoca efendi, bir de peygamberini sor bakalım.
Hoca:
—“İmamı Topal Timur olursa, başka bir şey sormaya gerek yok” demiş.

1 2 3