‘Genel’ Kategorisi

İnsanın 5 Temel Duygusu ve Bedendeki Yerleri

İnsanın iç veya dış uyaranlar karşısında hissettiği duygular yaşama adaptasyonu ve devamlılığını sağlayan psikolojik ve fizyolojik tepkiler olarak tanımlanır. Evrenseldir ve varlığı gereklidir.

Bu temel duyguların eksik ve aşırı olması durumunda ise dengeden uzaklaşıldığı oranda işlevsel bozukluk belirtileri kendini göstermeye başlar. Eksiklik veya aşırılığın dozuna ve süresine göre ilgili hastalıkları tetikleyebilir.

Çeşitli duygusal deneyimlerinde insan tepkilerine ve içine bakarak ne hissettiğinin farkında olursa fiziksel, psikolojik ve ruhsal olarak kendini daha iyi tanımlayabilir. Kendini tanıdıkça tepkilerini kontrol etmeyi, aşırıya kaçan duygularını yatıştırmayı veya eksik hissedilenleri tamamlamayı düşünebilir. İnsan her iniş çıkışta dengeyi tekrar kurmak için çabaladıkça aslında öz denetimi üzerinde çalışmış olur. Böylece hem psikolojik hem ruhsal olarak gelişimini sürdürür. Fiziksel sağlığını da korumuş olur.

Duyguların ifadesi ile ilgili olarak seyrettiğim en hoş filmlerden biri Inside Out –ailesinin taşınma kararıyla şehir değiştiren 11 yaşındaki bir kızın duyguları ve nasıl başa çıkabildiği ile ilgili gerçekçi temsillerle dolu bir film.

https://www.youtube.com/watch?v=_MC3XuMvsDI

 

Duygu Bruce

12 Haziran 2017

Resim: Danny McBride

Hey Gidi İğde Ağacı Neredesin?

Atatürk’ün küçük bir iğde ağacına gösterdiği ilgi ve sevginin hikayesi, bugün nereden nereye geldiğimiz hakkında ne çok şey söylüyor bize …  Bir ulusun kaderine etki eden kişinin tabiata – çelimli olsa da olmasa da- insana ve toprağa verdiği değeri anlatan anlamlı bir anı.

Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan şunları yazıyor:

1937 yılının bahar mevsimi idi. Gazi Orman Çiftliği’ne, Akköprü tarafındaki yoldan gidiyorduk. Çiftliğin o parçası meyve bahçesi haline konulmuş, fidanlar sıra sıra dikilmişti. Şimdi gölgeliği ve bol yeşilliği ile çok güzel olan bu yol boyu, o zamanlar henüz küçük, çelimsiz ağaçların sıralandığı, yaz mevsiminde dahi pek gölgesi olmayan bir yerdi.

Atatürk, bu eski çıplak topraklar üzerindeki, meyve bahçesi haline gelmiş olan bu yerlere neşe ile bakıyordu. Şimdi uzun kavak ağaçlarının bulunduğu yol kenarlarında ameleler çalışıyor ve fidanlar dikiyorlardı. Atatürk birden şoföre,

-‘Dur’ diye bağırdı. Yere indiği vakit orada olanlara:

-‘Burada bir iğde ağacı vardı, o nerede?’ diye sordu. Kimse iğde ağacını bilmiyordu. Çünkü orada çalışanlar, yenilerini dikmekle meşgul idiler.

Atatürk’ün biraz evvelki neşesi kalmamıştı.

Çünkü çiftliğin ilk çorak günlerinin bir yeşillik hatırası yerinden çıkarılmış ve yok olmuştu. Yol boyunca yürüyerek iğde ağacını aradık.

-‘İğde eski ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşayan ve baharda hoş kokularını etrafa saçan, güzel bir ağaçtı’ diyordu.    Çiftlik merkezine gelmiştik. Büyük hamamın yapısı bitmişti. Onu gezerken iğde ağacını yerinden kimin çıkartmış olduğunu da tahkik etmek için, ilgili durumda olanlara sorular sordu. Kimse bu küçücük ağaca ne olduğu hakkında bir haber veremedi.

Atatürk bu önemsiz gibi görünen işten üzüntü duymuştu. Uyarılarda bulundu, emirler verdi, eski ağaçlar da korunacak ve bakılacaktı.

Çünkü o yeşilliğin hasretini, İstiklal Savaşı boyunca çok çekmişti. Çankaya’yı oturmak için seçmesindeki neden, birkaç büyük karakavak ağacının bulunması idi. Onların rüzgârlı günlerdeki hışırtısından daima zevk duyardı.

O gün, çiftlik dönüşü uzun boylu ağaçlardan bahsetti. Tabiatın bu varlığı, insanlara büyük bir kazançtır. Onlardır ki, toprağı verimli kılarlar. İnsan topluluklarının yer seçmelerine rehberlik ederler.

Bunun üzerine tartışma konumuz, şu yola dökülmüştü. ‘Coğrafi yöre mi insanlar üzerine tesir yapar, yoksa insanlar mı o yöreye hâkim olurlar?’

Otomobil gezintilerinde ekseriya bu gibi konuşmalar ve münakaşalar olurdu.

Ben, tarihi örneklere dayanarak diyordum ki, ‘tabiat büsbütün kısır olursa insan kuvveti ona tesir yapamaz.’ Atatürk ise, insan zekâsının her şeye yapabileceğini, tabiata da son derecede hâkim olabileceği kanısındaydı. Nihayet şu neticeyi, kabul ediyorduk:

-‘İnsan bütün tarih boyunca, tabiatın bazen esiri, bazen de hâkimi olmuş ve bu hal insan topluluklarının medeniyette ilerlemeleriyle paralel olarak gelişmiştir.’

1919 yılında Atatürk Ankara’yı pek az ağaçlı bulmuştu. Bu pek az olanlar birer delildi ki, onlar gibileri çoğalabilir ve daha pek çok yetiştirilebilirdi.

O, eski adı Orman Çiftliği olan yerde, orman yetiştirmeyi kendisine ideal edinmişti. Onun için her ağaç eski ve yeni, kıymetli birer varlıktı. Bunların yetiştiğini, büyüdüğünü görmek, bir idealin gerçekleşmesindeki zevki kendisine veriyordu. Gazi Orman Çiftliği, insanların irade ve çalışmalarıyla, tabiatı güzelleştirme ve verimli kılma kuvvetinin bir örneğidir.

Atatürk, son hastalık günlerini, ağaç ve orman hasreti içinde tamamladı. Ormanlık ve yeşillik dağ manzarasını gösteren bir tablo O’na, maddi ıstırapları içinde hayal dahi kurmayı sağlamıştı.

İşte bundan dolayıdır ki, Eskişehir’in Sündiken ve İstanbul’un Alemdağ Ormanları’nda, kendisine nekahat devri için tanzim edilecek ve oturabilecek yerler arandı.

Bu isteğini yerine getirmek nasip olmadı. Çünkü o büyük insanın ömrü, 10 Kasım 1938’de bitmişti.

Atatürk’ün bütün bu isteklerini hatırladıkça O’nun Anıtkabri’nin bol ağaçlarla çevrilmesini ve onlar arasında ebedi uykusunu uyumasını ne kadar gönülden arzu ediyorum.

Ulus Gazetesi, 10.XI.1947

Kaynak: Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara 1981, s. 177–179. Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009

Bülbül Olsam

 

Bülbül olsam gül dalında şakırım,
Öz bağımda biten gül neme yetmez?
Süleyman’ım, kuş dilinden okurum,
Bana talim olan dil neme yetmez?

Aşkın kitabını aldım yazarım,
Daim Hakk’a doğru meylim, nazarım.
Neme gerek dağı, taşı gezerim,
Karşıda görünen yol neme yetmez?

Derviş oldum pir eteğin tutarım,
Hakk’a doğru çekilmiştir katarım.
Baykuş gibi garip garip öterim,
Issız viranlarda çöl neme yetmez?

Dünyanın ötesi neden malûmdur?
Bu ilmin sırrına eren âlimdir.
Az yaşa, çok yaşa sonu ölümdür,
Bana hırka ile çul neme yetmez?

Pir Sultan’ım, sırrın kimseler bilmez,
Tevekkül malını erteye koymaz.
Kişi kısmetinden ziyade yemez,
Bana kısmet olan mal neme yetmez?
Pir Sultan Abdal

11 Nisan 2017

Görsel: Hoa Hong Leo Phot

İlkbahar umutları, özgür seçimler ve yaratılan mutluluklar

 

Karanlığın sardığı günlerde mutluluğu bazen pencereye uzanan bir çiçekte buluruz.  Ya da baştan aşağı açmış mis gibi kokusunu yayan bir mimoza ağacını görüverince mutluluk sarar içimizi. Böyle birden geliveren veya hızlı süren mutluluk anlarını arttırmak elimizde olur çoğu zaman. İşte bu anlara fırsat yaratmak ve mutluluk sürelerini uzatmak için insanın yapabilecekleri arasından seçilmiş 7 tane yöntem :

  • Bir süredir düşünüp de yapmadığı bir şeyi yapmak
  • Zihin ve düşünce geliştirici bir alıştırma seçip düzenli tekrarlamak
  • Herhangi bir alanda yeteneğini ya da güçlü özelliğini ortaya koyan küçük ya da büyük bir paylaşımda bulunmak
  • Olumlu ilham veren arkadaşlarla beraber olmak
  • Bedenine iyi gelecek bir aktivitede bulunmak
  • Şükrederek yaşamak
  • Diğerlerine hizmet etmek[i]

İnsan, bu listeden kendine en uygun gelen ve gündelik hayatında kolaylıkla uygulayabileceği birkaç nokta seçerek harekete geçirdiği zaman iyi olma hali ve mutluluğu da doğal olarak artıyor.

Örneğin insan yaşantısındaki mutluluk sürelerini nasıl uzatabilir sorusuna cevap arayan deneylerden bir tanesi ve deneye katılanların kazandıkları sonuçlar:

2 hafta süren bir şükür çalışması sonucunda katılımcılarda esenlik ve iyi olma hali ile iyimserlik ve uyku kalitesinin arttığı; diyastolik kan basıncının düştüğü bulunur[ii].

Bir başka örnek te D. Goleman, tekrarladığı deneylerde diğerlerine hizmet etmenin hizmeti alan kadar yardımı uzatan kişinin de mutluluğu arttırdığını bulur.

Özellikle de kişinin dış etkenleri kontrol edemediği ve düşünce alanının aşırı dış uyarılara maruz kaldığı ortamlarda, en azından kendi bireysel alanında özgür iradesiyle yapmış olduğu seçimin tadına varabilir ve amacına uygun harekete geçtiği için de kendini daha yararlı ve iyi hisseder.  Seçimi yaparken düşünmek gerek tabi ama harekete geçme zamanı gelince de kurmayı bırakıp içine dalmak gerek. Sonuç ne olursa olsun, hayata anlam katan insanın bir şeyler yapabildiğini hissetmesi ve insanca yürekle yaşayabilmek.

Duygu Bruce

26 Mart 2016

Kaynak:

[1] Daniel Goleman (2016). Sosyal Zeka, 6. Baskı, Varlık Yayınları, Istanbul.

[2] Jackowska et al., “Kısa süreli  şükran müdahelesinin, subjektif iyi oluş, biyoloji ve uyku üzerindeki etkisi,” J of Health Psychology 21 (2016): 2207-17.

 

Çoban Çeşmesi

21628567

Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.

“Göynünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”

O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

Ne şair yas döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude cağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…

Faruk Nafiz Çamlıbel

19 Aralık, 2016

Arkadaşlar Arasında

9221904_fullsizeGönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.

Geçenlerde, üniversite yıllarından beri görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım. Karşılaşmanın heyecanıyla diğer işleri erteleyiverdik ve bulduğumuz en yakın yere oturduk. Onbeş dakika geçmeden hayatımızın şekilsel detaylarını öğrenmiştik. Kalan zamanda ortak anılarımızı andık, güldük, konuştukça daha çok hatırladık. Beklentilerimizden, ilişkilerden konuşurken zaman uçtu gitti.  Ayrılma vakti geldiğinde ikimiz de kendimizi bu sohbetle zengin, mutlu ve yüreklenmiş hissederek vedalaştık.

Bu eski arkadaşım gibi düzenli görüşmüyor olsak da hayatımızın her dönemini renklendiren arkadaşlarımız vardır, o dönemi tarif ederken onlarsız olmaz, tarif eksik kalır. Yaşantımızla içiçe olmuş arkadaşlıklarıdır. Kimisi belki hâlâ devam ediyordur, kimini de bir gülümsemeyle hatırlarız, hatıramızda bıraktığı iz bu gülümsemede saklıdır. Hayat hikayemizde onların yeri bellidir. Hele içlerinde bir de bir ya da iki tanesi vardır ki ilk çocukluğumuz ya da erken gençliğimizde tanımışızdır onları, fiziksel olarak ayrı yerlerde bulunmuş olsak da, gönlümüzün köşelerinde onlara hep bir yer ayırmışızdır. Ordadırlar, istediğimiz an ulaşılırlar. Bizi iyi tanırlar, kabul ederler, aramızda sessiz ve sözsüz konuşabiliriz. Samimiyetlerine inanır, güveniriz onlara. Sanki ince bir sicimle onlara bağlı hissederiz kendimizi, şimdiki fizik deneylerinde olduğu gibi titreşimleri algılarız. İnsan olma halinin çok önemli bir kısmıdır bu tür ilişki kurabilmek. Sonuçta sosyal olmak üzere yaratılmışız. Empati araştırmalarına bakılırsa, beynimizdeki ayna nöron bağlantıları da karşımızdakiyle bir gülmeye, ağlamaya, esnemeye, vb. göre hazırlanmış. İnsanın varoluş koşulu böyle olunca, kurduğumuz ilişkilerin de psikolojik ve ruhsal durumumuzu belirleyici etkilere sahip olması doğal.

Nörobilim ve psikolojik araştırmaların güncel bulguları da zaten gösteriyor: Yaşam süresince ortalama 3-6 arkadaşa sahip olup sosyal destek hisseden insanlar, seyrek, ya da hiç arkadaşı olmayanlara oranla ciddi bir farkla daha mutlular. Arkadaş sahibi gruptakileri daha mutlu kılan tarifin içinde şunlardan «daha» çok var:

  • aktif hayat (spor, sosyal, kültürel alanlarda)
  • fiziksel sağlık (sağlam kafa sağlam vücut gibi bir durum)
  • kuvvetli hafıza (ortak anıların paylaşımı, hafızayı tazeleyen etkiler)
  • sosyal destek (aidiyet, sevgi ve neşe)
  • ruh sağlığı ve uzatılmış yaşam süresi

Bilimsel, ruhsal ve sosyal durum böyle olunca, arkadaşlıklarımızın niteliği, ne kadar mutlu olabileceğimizi bir ölçüde ortaya çıkarıyor. Kendi içimizde basit bir değerlendirme yapmak için gündelik hayatımızdaki ilişkilerde, sohbete, sevince ve dert ortaklığına ne kadar yer verdiğimize bakabiliriz. Gönlümüzden ne geçer?

Duygu Bruce

14 Kasım, 2016

Resim: Jirlow

Yaşam Memnuniyet Değerlendirmesi

 

28264857140_8432053663_z

Yaşamdaki gelişiminizden ne derece memnun olduğunuzu değerlendirmek isterseniz aşağıdakı testi uygulayabilirsiniz.

Lütfen aşağıda birden ona kadar belirtilen ifadelerin herbirine katılıp katılmadığınızı ölçekte seçiminize uygun gelen puanı kullanarak yanıtlayın. (daha&helliip;)

Murat Usta ve Ege’de Bir Gün

31082014se08-1

Temmuz sonu sıcak bir gün. Ege’de kavun zamanı. Murat Usta, dededen kalma tarlasında kavun yetiştirerek geçimini sağlayan biri. Neşeli, dinç, gözleri pırıl pırıl bir adam. Kavunlarını (daha&helliip;)