Evren nasıl oldu? Big Bang’ den önce ne vardı sorusuna cevap arayan fizikçiler, deneylerinde bulduklarını madde, madde-ötesi, parçacık, paralel evrenler gibi gizemli kelimelerle anlatırlar. Bilim cevabı buluncaya kadar, işin sırrını anlamaya çalışan bizim gibi sıradan insanlar için çocuklukta öğrendiğimiz yaratılış hikayeleri de  hala kullanılan evrensel kaynaklardır. Sembolik ve masalsı imgelerle anlatırlar evvel zamanı. İşte bu hikayelerden bir derleme :

İlk başlangıçta hiçbir şey yokmuş. Hiçliğe ve boşluğa bir varlık ve anlam vermek isteyen Tanrı, hiçten insanı var etmeyi düşünmüş ve çamura şekil vererek insan bedenini yaratmış, sonra da bu forma nefesini üflemiş ve can vermiş. Kendi düşüncesinin yansıması olan ilk insanı böylece yaratmış.  İnsanla beraber insanın ihtiyacı olan herşey de sırasıyla varolmuş ve evrenin hareketi başlamış… Tüm kutsal metinlerde Adem ve Hava olarak bilinen ilk kadın ve erkeği yarattıktan sonra Tanrı kendisi onlara rehber olmuş. Ağaçları, meyvaları, toprağı, hayvanları, yaşamın özelliklerini tanıtmış. Onlara, varlıklar, insanın üstünlüğü ve özgür iradesi hakkında bilgiler vermiş. Yaşayacakları mekan olan cennet bahçesine götürmüş, oradaki nimetleri, yaşamın tüm zenginliklerini ve insanın hizmetinde olan herşeyi göstermiş. Onlara, “iyi ve kötü bilginin ağacı” nı tanıttıktan sonra bu ağacın meyvasını yememelerini öğütlemiş. Adem ve Hava, gördükleri tarife sığmaz güzellikler karşısında rehberleri olan Tanrı’nın dediklerini dinlemiş ve kabul etmişler.

Ama cennette tam girerlerken bir yılan gizlice Hava’nın ayağına yaklaşmış, bileğine dolanmış ve onunla bir cennettin içine girivermiş. Sonra da onları, bu ağacın meyvasını yerlerse sonsuz bilgiye ve mutluluğa ereceklerini tatlı sözlerle söyleyerek ikna etmiş. Şeytana kanıp Tanrının tek yasak koyduğu şeyi yiyen Adem ve Hava cennetten kovulmuşlar. Yaptıklarını anladıktan sonra bağışlanmak için günlerce yalvarıp af dilemişler. Afları kabul olsun diye bir süre hiçbir şey yememişler ve oruç da işte böyle başlamış.

Tüm tek tanrılı dinlerde bulunan oruç ritüeli farklı şekillerde ve sürelerde olsa da amacı aynı:  insanın arzu ve tutkularının bir kısmından en azından bir süre için vazgeçebilmesi, oruçla arınırken aynı zamanda artan farkındalığıyla egosuna hakim olması. En eski dinlerden birinin temsilcisi olan Zoroastre (Zerdüşt) şöyle özetlemiş: orucun değeri sadece yememekten değil,  sözde, davranışta ve düşüncede de iyi ve temiz olmaktan gelir. Anlaşılan bir yandan  tesbih çekerek oruç tutup bir yandan gerçeğe aykırı vaaz vermek ve haramla uğraşmak geçerli bir dini ya da manevi arınma yöntemi değil. Bu durumu Rumi de şöyle dile getirmiş:

Nefsin sağ elinde tesbih ve Kuran cildi varken yeninde ise hançer ve kılıç gizlidir.” Mesnevi (3: 2554)

Yaratılıştan, en eski dinlerden bugüne insan olma yolunda geçen tüm zamanlarda esas prensip ise, insanın iyi söz, iyi düşünce ve iyi eylemde bulunması olmuş.

Duygu Bruce
6 Haziran, 2016

Yorumlar