Mart 2018

Çocukluk Korkuları, Kilitli Hatıralar ve Yapma Kimlikler

Istırap ve yaralarımız, onlara şefkatle dokunulduğunda iyileşmeye başlar.

—Buddha

Çocuklukta yaşanan travmaların ruh sağlığına etkileri ve yetişkin dönemde yapılan seçimler arasındaki bağlantıyı inceleyen seri araştırmaların sonuçları, çocuklukta maruz kalınan travmaların gelecek nesli ve toplumsal yönelimleri nasıl birebir şekillendirdiğini ortaya koyuyor:

Çocukluk Travması Tanımı: 18 yaş altında olan tüm çocukların maruz kaldığı benlik, beden ve ruhsal sağlıklarına dokunan kötü muamele.

Çocukluk Travmasının Genel Türleri:   

  • Fiziksel istismar (dayak, ağır ceza, korkutmak, tehdit, vb.)
  • Cinsel istismar (her türü)
  • Duygusal istismar (küfür, aşağılayıcı tutumlar, alay, utandırma, korumama, terketme ve ölüm korkusu tetikleyen sinyaller, vb.)
  • İhmal (fiziksel, duygusal, gelişimsel ihmal, seven, besleyen, emniyet hissi veren bir büyüğün yokluğu, maddi veya manevi ihtiyaçların karşılanmasında yoksunluk)

Erken yaşlarda bu tür muamelelere maruz kalan çocukların tüm korku ve acı hislerini öncelikle bedende hissettiklerini ve beden hafızasının bu deneyimleri hiç unutmadığını ispat eden araştırmalar, bu çocukların duygusal, bilişsel ve fizyolojik gelişimlerinin zarar gördüğünü bulmuş. Olumsuz etkilerin derecesi ise deneyimin yaşına, ne kadar sürdüğüne, ailede veya yakın çevrede aklı başında güvenebileceği bir büyüğün olup olmadığına bağlı olarak farklılık göstermekte.

Ortak nokta ise travmatik yaşantının verdiği acı ve yarattığı toksik stress içerisinde çocuğun varlığını sürdürebilmesi için hissettiği olumsuz duygu ve deneyimlerin izini, hafızasında bastırıp yok varsaymaya çalışması. Bunun faturası ise acı olan hislerini veya tam anlayamadığı deneyimleri yok varsayarken diğer yandan kendi öz benliğini, asıl istek ve ihtiyaçlarını, gelişmek yolunda olan gerçek kimliğini de yok varsaymasıdır. Çocukluğun temel korkusu olan sevilmeme ve terkedilme korkusuyla baş edebilmek için öğrendiği yaşamsal değeri olan bu savunma mekanizması sayesinde çocuk, kendine yabancılaşan, kendi hislerini bastıran, etrafındakilere göre kim olacağını belirleyen korkudan kendini unutmuş bir çocuk olur. Hatta sevilmediğinin ve istismarın farkındalığıyla kendinden iğrenmek, kendini aşağılamak ve ileride kendine daha da zarar verecek eğilimlerde bulunmaya hazır bir çocuktur artık.

Yaşanan travmanın süresi ve derecesine göre farklılıklar olsa da genelde, bu çocuklarda yetişkin döneme geçtiklerinde madde bağımlılığı, bedenlerine zarar verme ve sadistik-mazoşistik ilişki eğilimleri, ilişkilerde şiddete maruz kalmaya devam etme ve kendilerinin de şiddette başvurduğu, hepsinde ortak özellikler olarak saptanmış.

İyi haber ise farklı psikolojik müdahalelerle bu döngünün kırılabilir olması ve iyileştirici önlemlerin bulunması.

  • Güvenilir ve sağlam bir psikolojik destek almak.
  • Çocuğun etrafında onu koruyup gözetebilecek aklı başında bir yetişkinin bulunması.
  • Bu konuda aileye ya da yakınlarına eğitim ve sosyal hizmet desteği verebilecek toplumsal kuruluşlara başvurulması.
  • Çocuğun, yaratıcı bir faaliyet ile kendini ifade etmesi (müzik, resim, dans, şiir, vb.)
  • Onu cesaretlendirecek, öz güvenini ve benlik saygısını pekiştirecek söz ve davranışlarda bulunmak
  • Çocuğu duygusal olarak beslerken onun duygusal zekasını geliştirecek yöntemleri uygulamak.

 

Duygu Bruce

12 Mart, 2018

 

Kaynak: Miller A. 1997. The Drama of the Gifted Child. The Search for the True Self. New York: Basic Books

 

Han Duvarları

“On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben”

Cumhuriyet’imizin kuruluşuyla aynı dönemde yazılmış bu unutulmayan şiir, soğuk bir mart ayında, Anadolu’da “yaylı” denen at arabasıyla  yapılan bir yolculuğun hikayesidir.   Kurtuluş Savaşı sonrası Anadolu insanının uğrak yeri olmuş hanları, ayrılıkları ve yolculuk hislerini tasvir eder. Konaklayan yolcuların arasında kimisi cephede savaşmak için bıraktığı köyüne dönüş yolunda handa durak yapmış, kimi özlediğine kavuşmak için yolda, kimi gurbette duyduğu yalnızlık acısına dermanı kandili yanan sıcak bir odada bulmuş, anlatmış han duvarlarına derdini, yazmış duvara birkaç mısra, gelen okumuş giden okumuş, han duvarlarına yazılan mısraların anısı paylaşılmış gönüllerde, kimi de handan gelip geçen bir garip yolcu olmuş işte …

….

Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık

Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.

Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler…

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor…

Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
“Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben”

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

….

Faruk Nafiz Çamlıbel

Şiirin tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

http://www.siir.gen.tr/siir/f/faruk_nafiz_camlibel/han_duvarlari.htm