Şubat 2015

Gazel

Çalgıcı, süsle gazellerle günü;
Hiç sorma nedir; bilme ne olacak!
Hafız ki bu evrenden elin çekmededir,
Gel bir kadeh iç, sonra veda et ne olacak?

Hafız

İki Şarabın Farkı


Bir bakkal vardı, onun bir de dudu kuşu* vardı. Yeşil, güzel sesli, güzel dilli bir duduydu. Dükkanda dükkan bekçiliği yapar; alışveriş edenlere hoş nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap derken insan gibi konuşurdu. Efendisi bir gün evine gitmişti. Dudu, dükkanı gözetliyordu. Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkana sıçradı. Duducağız can korkusundan köşeden atıldı, bir tarafa kaçtı; gülyağı şişesini de döktü.

Sahibi evden çıkageldi. Tacircesine huzuru kalple dükkana geçti oturdu. Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi yağa bulanmış. Dudunun başına bir vurdu, dudunun dili tutuldu, başı kel oldu.

 

Dudu birkaç gün sesini kesti, hiçbir şey söylemedi. Bakkal pişmanlık içinde ah etmeye başladı. Sakalını yolmakta, eyvah demekteydi; nimet güneşim bulut altına girdi. O zaman keşke elim kırılaydı; o güzel seslinin başına nasıl oldu da vurdum. Kuşu yine konuşsun diye yoksullara sadaka vermekteydi. (daha&helliip;)

Hafız

“Doğu da O’nundur batı da.”
(2-115)

Bu blogun açılış yazısında  söz Hafız’ın. Hem doğuda hem batıda hakkında çok yazılmış, çevirilerini yapabilmek için uğruna çok emek harcanmış İran’lı şairin hayatı da sözü kadar mucizelerle dolu. 14. yüzyıl başlarında (1319?) Şiraz’da doğar. Hayatının detayları tam bilinmese de küçük yaşta Kuran, Saadi, Attar ve Rumi’yi ezberlediği için Hafız adını alır. Babası erken yaşta öldükten sonra amcası ile savaşların ve açlıkların sık olduğu bir dönemde yaşar. Hikaye edilir ki bir fırıncının yanında çalışmaya başlar ve Şiraz’ın zenginlerinin yaşadığı mahalleye ekmek taşırken gördüğü bir esmer güzele aşık olur. Gazellerinde sözünü ettiği bu sembolik aşk aracılığı ile ilahi aşkı tasvir ettiği söylenir. (daha&helliip;)